Deli dolu bir kadın; Melek Eylem Tanrıver

Şehir Tiyatroları’nın kuruluşundan beri ilimizde yaşayan Melek Eylem Tanrıver, sanat hayatındaki başarısı kadar deli dolu kişiliği ve samimi yapısıyla da tanınıyor

10:26:40 | 2018-05-03

RÖPORTAJ: EYLEM SELVİ ARI

FOTOĞRAFLAR: İsmail Hakkı Timuçin

 

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nın kuruluşundan beri ilimizde yaşayan başarılı oyuncusu Melek Eylem Tanrıver, hepimizin yakından tanıdığı bir isim.

 “Beni en çok, tiyatrodaki ‘lütfen telefonlarınızı kapatmayı unutmayınız’ anonsundaki sesimle tanıyorlar” dese de aslında o, rol aldığı sayısız tiyatro oyunu, pek çok dizi ve sinema filmiyle ismi hafızalara kazınmış başarılı bir oyuncu.

5 yaşından beri sahnelerde olan bu deli dolu, çılgın kadın hayattan tat almayı, dolu dolu yaşamayı seven biri.

Kocaman kahkahası ve samimi yapısıyla karşısındaki kişiyi hemen etkisi altına alan, enerjisiyle büyüleyen usta oyuncuyla sanat yaşamını, gelecek planlarını ve tiyatroya dair düşüncülerini konuştuk.

 

 

Eylem Hanım, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nın kuruluşundan beri Kocaeli’de yaşıyorsunuz. Kentimize geliş hikayenizi bizimle paylaşır mısınız?

Mersin’de doğdum ama İzmir’de büyüdüm. Üniversite dahil olmak üzere eğitimimi İzmir’de tamamladım. 9 Eylül Üniversitesi Tiyatro Ana Sanat Dalı Oyunculuk Bölümü son sınıf öğrencisiyken, Kocaeli’de Işıl Kasapoğlu’nun himayesinde şehir tiyatroları kurulacağını öğrendim ve tiyatronun açtığı sınava girmeye karar verdim. Tabii kazandım ve Kocaeli’deki yeni yaşantım başlamış oldu. Tiyatroda yönetim kurulu üyeliği, disiplin kurulu üyeliği, sahne direktörlüğü, genel sanat yönetmen yardımcılığı gibi çok önemli sahne arkası görevlerde bulundum. Genç yaşta önemli isimlerin yönettiği oyunlarda önemli roller üstlendim. Kariyerim açısından çok önemli tecrübeler edindim. Çalışmaktan hiçbir zaman kaçmadım. Mesleğimi büyük bir aşkla yaptım ve yapmaya devam ediyorum. Sahneden hiç kopmadım, oğlum Can doğduğunda bile… Neticede 20 yıldan bu yana Kocaeli’deyim.

 

 

Anne olunca tiyatroya nasıl devam ettiniz?

Çocuğum 3 aylıkken yönetim kurulu üyesiydim ve bu görevime devam ettim. Oğlum Can, 8 aylık olduğunda ‘Guguk Kuşu’ oyununun provalarına girdim. O dönem işimden kopmak, sosyal hayattan uzak kalmak gibi bir korkum vardı. Neyse ki Can uyumlu bir bebekti ve bir sorun yaşamadım. Turnelere de gittim, dizimi de yaptım. Tabii bu noktada babasının da önemli katkısı vardı. Ben çalışmadığım zaman mutsuz olan biriyim. Sadece oyunculuk yapmıyorum, şarkı da söylüyorum.

 

Bu yönünüz fazla bilinmiyor ama…

Tiyatrodaki tüm müzikallerde rol aldım. Sesimi güzel buluyorum, dinleyenler de beğeniyor.  Aslında tiyatro dışında kendi repertuvarımı oluşturup şarkı söyledim ama bana göre olmadığını anladım.

 

Özel tiyatrolarda çalıştınız mı?

Özel tiyatrolarda çalışmadım ama şöyle bir durum oldu: Babam Ayhan Tanrıver’in tiyatrosu vardı, üniversiteden mezun olduktan sonra onlarla birlikte 6 ay turneye çıktım. Beni konservatuara hazırlayan kişi de babamdır. Babam daha çok yönetmen ve hoca kıvamındadır, annem ise çok iyi bir oyuncudur. Atıf Yılmaz’ın birçok filminde rol almıştır. Ben de sinema yönetmeni olmayı istiyordum. Ailemle beraber birçok sinema filmini izlediğim için böyle bir merakım oluşmuştu. Onlarla beraber İstanbul’daki bütün uluslararası film festivallerine giderdik, bu konuda altyapım da vardı. Bana oyunculuk aşkını aşılayan kişi de Atıf Yılmaz’dır. Uşak Kula’da Şener Şen’in başrolünü oynadığı ‘Değirmen’ isimli bir film vardır. Filmde annem Şener Şen’in karısı rolünü, babam da evkaf müdürünü oynuyordu. Onları ziyarete gittiğimde Atıf Yılmaz ile karşılaştım, beni Kulalı bir çocuk zannetti. Gece saatlerinde bir sahne çekiliyordu, o sahnede de 12-13 yaşlarında bir kıza ihtiyaç vardı. O anda ‘Ben oynarım’ dedim ama Atıf Yılmaz’ın benim kim olduğundan haberi yoktu.

 

Filmde rol aldınız mı?

Evet, o rolde oynadım ve Atıf Yılmaz oyunculuğumu çok beğendi. Yetişkin biriyle konuşur gibi beni karşısına aldı, ‘Sinemacı, yönetmen olmak istiyormuşsun ama bence sen kamera arkasında değil önünde olmalısın’ dedi. O ana kadar iyi olduğumun farkında değildim; Atıf Hoca orada oyunculuğumun adeta tohumlarını attı.

 

Tiyatroya böyle mi adım attınız?

Hayır, zaten tiyatro ile iç içe bir ailem vardı. Babam Mersin Halkevi Tiyatrosu’nu kurmuştu. Sahneye ilk kez henüz 5 yaşındayken Mersin Halkevi Tiyatrosu’nda, Samad Behrangi’nin ‘Küçük Kara Balık’ oyununda çıktım. Sonrasında okul gösterilerinde de rol aldım. Türk tiyatrosunun babası Muhsin Ertuğrul’un yanında büyüdüm. Elimden tutup beni yürütmüşlüğü vardır. Profesyonel anlamda pek düşünmediğim bir işti ama bugün tiyatro hayatımın en önemli parçası.

 

BİRİNCİ OLUNCA ŞIMARDIM

Tiyatro ve sinemayla bu kadar iç içe bir çocukluk geçirince, eğitiminiz de ona göre şekillendi herhalde…

Aslında Anadolu ticaret lisesi gibi alakasız bir lisede okudum, ardından iktisat fakültesini kazandım ama gitmedim. Çeşitli işlerde çalıştım. Sonra Ankara Devlet Operası’nın hocalarından Bülent Ateşoğlu, bana şan bölümüne girmem için öneride bulundu. Şan bölümü okurken oyunculuk bölümüne de kayıt yaptırdım ancak İzmir 9 Eylül Üniversitesi’nde oyunculuk bölümünü birincilikle kazanınca şımardım! Ankara’daki sınava gitmedim, İzmir’de okudum.

 

Sadece tiyatro değil, sinema ve dizilerde de rol aldınız. İstanbul’a gitmeyi hiç düşünmediniz mi?

Bunu son zamanlarda yeni yeni düşünmeye başladım çünkü biz burada 20 yıl önce, 24 arkadaş hayatımızın en güzel yıllarını 7/24 çalışarak geçirdik. Sabah 05.00’e kadar çalışıp 5 saat uyuduktan sonra tekrar çalışmaya başlardık. Şehir Tiyatrolarını böyle çalışarak tırnaklarımızla bir noktaya getirdik. Sonradan gelen genç arkadaşlarımıza hiçbir lafım yok ama bu meslekte liyakat konusunda pek mütevazı olamayacağım. Biz elimizi o taşın altına koyduğumuz için bugün genç arkadaşlar bir şeyler yapabiliyor. Hatta imkânlar elverdiği takdirde daha çok şey yapmalılar. Gitmeyi çok düşündüm.

 

Bir yenilik arayışı mı var?

Aynen öyle çünkü her şeyi yaptım. ‘Henry ve Alice’in gizli yaşamları’ isimli oyunu yönettim. İki oyuncuma provalar sonunda ödül alacaklarını söylemiştim ve gerçekten aldılar. Bu meslekte oyunculuk yaptım, oyun yönettim, tiyatronun yönetim kurulunda bulundum. Çalışırken çocuğumu doğurdum. Dizi çekimleri sırasında uzun süreler İstanbul’da kaldığım zamanlar oldu. Her şeyi yaşadım yani. Artık yeni arayışlarım var. Örneğin ticarete çok meyilliyim. İkinci üniversite olarak emlak yönetimi okuyup emlak danışmanlığı yapmayı düşünüyorum. Oyunculukla ilgili de farklı ve güzel düşüncelerim var. Oyuncu arkadaşım Aydın Sigalı ile birlikte bir proje yapmak istiyoruz.

 

YÜZDE YÜZ TATMİN YOK

Oyunculukta belirli bir yerden sonra doyuma ulaşılıyor mu?

Oyunculuk hiçbir zaman yüzde yüz tatmin olacağınız bir meslek değil. Bir rol oynuyorsunuz çok beğeniliyor, hayranlarınız sizi çok seviyor. Oyun 3 sene sonra kaldırılıyor, geriye bu güzel hatıralar kalıyor. Oyuncu ‘bu oyun bitti bundan sonra hangi oyunda rol almam gerekiyor’ diye düşünmeye başlıyor. Yüzde yüz tatmin diye bir şey yok ama yaptığı işlerin hakkını vermiş, iki kez ‘en iyi kadın oyuncu ödülü’ne layık görülmüş, çalıştığım yönetmenlerden büyük övgüler almış biri olmak benim için çok önemli. Sadece sahnede olmakla kalmayıp yönetmenle, tasarımcıyla, müzisyenle birlikte uyum içinde çalışmak önemli.

 

Oyunculuk yaşamınız boyunca oynamak istediğiniz bir karakter oldu mu?

Pek çok karaktere hayat verdim ancak klasiklerden Lady Macbeth’i ve Carmelo Palomino’daki Carmelo’yu oynamak isterim. Ben bir karakter ve kompozisyon oyuncusuyum. 24 yaşımdan beri hep yaşımdan büyük rollere hayat verdim. Bunun içinde komedi, dram hatta çocuk rolleri de vardı. Her şeyi doya doya oynadım. Hakkını vererek oynadığım için de seyirciden ve yönetmenimden olumlu geri dönüşler alarak veda ettim oyunlara. Hiçbir oyun için ‘şunu yapsaydım daha iyi olurdu’ diyemem.

 

Bu başarıyı neye borçlusunuz?

Rol yapmadım, o karakteri yaşadım. Bizde Eric Morris’in ‘Lütfen Rol Yapmayın’ diye bir kitabı vardı, şimdilerde belgesini alıp ders vermek moda oldu. Bu yöntemin telif hakkını alıp Türkiye’ye getiren ve ders veren ilk kişi ‘İstanbullu Gelin’ dizisinde oynayan İpek Bilgin’dir. Kitapta ‘ne oynuyorsan onu ol’ şeklinde bir yaklaşım vardır. Siz oynarken rolü hissetmiyorsanız ve rol yapıyorsanız (!) seyirci bunu hissediyor.

 

BENİ ANONSTAN TANIYORLAR

Üzerinize yapışan bir karakter var mı? Seyirci sizi hangi karakterle hatırlıyor?

Beni genelde tiyatro başlamadan önce yapılan anonstan tanıyorlar. ‘Oyunun başlamasına 5 dakika kalmıştır, lütfen telefonlarınızı sessize alın’ anonsunu ben yaparım. Oynadığım her rolle seyirci beni kabul etmiştir. Her rolü hakkıyla yaptım. Bu da benim için çok güzel bir olay.

 

Şu anda ‘Hak’ ve ‘Baş Belası’ oyunlarında oynuyorsunuz. Biraz bahseder misiniz?

Ben Hak’ta yaşanmışlığı ve oyunu aktarmaya çalışan, olayı tepeden anlatan kişiyi; Zuhal Gencer, modern hayatın içinden gelip olayı yaşamış kişiyi; Senem Akman ise oyunun ortasında acıyı çekmiş kişiyi canlandırıyor. Birbirinden bağımsız 3 kadın, savaşın yarattığı acıları tıpkı bir puzzle gibi tamamlayarak anlatıyor. Klasik bir tiyatro oyunu değil ama çok etkileyici. ‘Baş Belası’ ise komedi türünde bir oyun.

 

Sinemada yaptığınız son proje nedir?

Aralık ayında Kültür Bakanlığı’nın desteğiyle çekilen ‘Trileçe’ isimli bir filmde rol aldım. Henüz vizyona girmedi, hazırlık aşamasında. Şu anda ise yeni anlaşma ve görüşmeler arifesindeyiz. Bunların ön hazırlığı içerisindeyim.

 

Çalışmak istediğiniz yönetmen var mı?

Türkiye’nin en iyi yönetmenleriyle çalıştım ve onlardan çok şey öğrendim. Bu isimlerin haricinde şu ara başka bir yönetmenle çalışmak istemiyorum. Zaten 30 yönetmen varsa 25’iyle çalıştım.

 

ROL AYAĞINIZA GELMEZ

Şehir Tiyatrolarının geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Biz buraya İlk geldiğimiz zaman oyunlarımızı çok az kişiye sergiliyorduk ancak yıllar geçtikçe seyirci kitlesi arttı. İlk kurulduğumuz yıllarda bizi izleyip hayran olan, sonra büyüyüp bu işin eğitimini alan ve sonra bizimle birlikte çalışan insanlar var. Bunlar çok güzel şeyler. Yaşanılan bütün olumsuzluklara rağmen sosyal hayata bir katkımız oluyor. Genel anlamda tiyatro sanatına daha çok emek verilmeli diye düşünüyorum.

 

Son derece donanımlı bir oyuncusunuz. Arkanızdan gelen nesle ne önerirsiniz?

Kesinlikle gençler kendini geliştirmeli ve yabancı dil öğrenmeliler. Neye yetenekleri varsa ona yönelsinler. Mezun olduktan sonra kimsenin ayağına rol gelmez. Her yeni rol yeni bir malzeme. O rolle ilgili iyi bir analiz yapmak gerekiyor. Mesela ben yerli ve yabancı dizileri izleyerek kendimi geliştiriyorum.

 

Eylem Hanım, tiyatrodan arta kalan zamanlarınızı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bol bol kitap okurum. Başucumda okuduğum bir sürü kitap var. ‘Celile’, Nazım Hikmet’in annesinin hayatını anlatan bir kitap. ‘Ruhun Aynası’ ise bir kişilik analizi kitabı. Ayşe Kulin’in romanlarını ve biyografileri çok severim. Sadece Marilyn Monroe’nun 4 farklı biyografi kitabını okudum. Ayrıca yemek pişirmek en keyif aldığım işlerden biri. 9 yaşından beri yemek yaparım ve arkadaşlarım, ailem yaptığım yemeklere bayılır. Bir saat içerisinde 3 çeşit yemeği masaya koyabilirim.

 

Dizi izler misiniz?

Düzenli izlediğim bir dizi yok ancak başarılı işler olduğunu görüyorum. Birkaç kere ‘İstanbullu Gelin’i, ‘Ufak Tefek Cinayetler’i ve ‘Çukur’u izledim. Bu diziler kalibresi iyi olan işler. Daha çok yabancı dizi seyrediyorum.

 

İZMİTLİLER KADAR İZMİTLİYİM

İzmit’te neler yaparsınız?

İzmit’te yaşıyorum ve İzmit esnafını çok iyi tanıyorum. İzmit’in alışveriş merkezlerinde zaman geçirdiğim kadar sahillerinde de nefes alıyorum. En az İzmitliler kadar İzmitliyim.

Son olarak Kocaeli seyircisine bir mesaj vermek ister misiniz?

Başımızın üstünde yerleri var. 20 yıldır bize katlanarak hiç yalnız bırakmadılar. Tiyatromuza gelmeye devam etsinler. Çocuklarını da getirsinler. En kötü süreçlerimizde bile yalnız bırakmadılar. Bundan dolayı minnettarım.




ETİKET :   melek eylem tanrıver şehir tiyatroları kocaeli büyükşehir belediyesi

Tümü