Cemil İpekçi: Kadınlar 42 beden olmalı

Türkiye’nin yetiştirdiği en büyük moda tasarımcılarından biri, ‘Zayıf erkeği de kadını da sevmem’ diyorsa; üstelik defilelerinde de 38 beden üstü mankenlerle çalışıyorsa, yıllardır bize dayatılan ‘zayıf kadın, güzel kadındır’ mottosu gümbür gümbür çökmüş demektir.

15:10:48 | 2017-03-01

RÖPORTAJ: Zeynep AKAR • FOTOĞRAFLAR: Vehbi KILIÇ

 

Müjde! Artık diyet listelerinizin hepsini toplayıp çöpe atabilirsiniz…  Bunu bizzat Cemil İpekçi’nin ağzından duymuş biri olarak, an itibariyle fazlasıyla rahatlamış durumdayım… Efendim, geçtiğimiz günlerde sevgili Cemil İpekçi’yi Taksim’deki atölye-evinde ziyaret ettim. Binlerce kere ispatlanmış mesleki başarısı, kimselere benzemeyen özgün tarzı, romanlara konu olabilecek hayat hikayesi, tarih başta olmak üzere her konudaki muazzam bilgi birikimi ve saklamaya hiçbir zaman gerek görmediği aşk hayatıyla her daim gündem olmuş bu gökkuşağı kadar renkli kişiliğe, elbette sadece moda soracak değildim. Bir müzeden farksız olan Cemil İpekçi atölyesinde günü akşama bağlarken o saatlerce anlattı, ben dinledim… Aşktan, sevdadan, modadan, güzellikten, şandan, şöhretten, hayattan, tercihlerden, sohbet bizi nerelere götürdüyse oralardan konuştuk. Buyrun okuyun efendim, aşk dolu bir kalbin sözcüklerle ifadesi burada…

 

Cemil Bey, sizdeki bu yaşlanmama durumu neyle açıklanıyor acaba?

Beni yaşımdan daha genç, daha dinç görüyorsanız, bunu 16-17 yaşından itibaren başladığım bakıma ve sağlıklı beslenmeye borçluyum. Bakım diyorum ama 50 sene evvel botokslar, dolgular yoktu. Ben o yaşlardan beri yüzümü sabah-akşam zeytinyağlı sabunla yıkamadan, gül suyuyla silmeden, vücudumu kremlemeden yattığımı hiç bilmiyorum. Ayrıca, ağır spor yapmadım ama yıllarca bale yaptım. Hayatım boyunca çok yürüdüm, çok yüzdüm, çok dans ettim. Bir de ömrümde yaşlanmayı hiç düşünmedim.

Yaşlanmayı düşünmediğiniz ardı arkası gelmeyen projelerinizden anlaşılıyor…

Hala hayata geçmemiş yüzlerce projem var. Bazen diyorum ki ‘bunu 20 sene sonra yaparım’… Sonra nüfus kağıdı yaşım aklıma geliyor; 20 yıl sonra dünyada mıyım, dünyadaysam yapacak halde miyim belli değil. Bana sorsan hala 5 yaşla 25 arası gidip geliyorum. Hala yatağımın üzerinde oyuncaklar var, hala hayaller kuruyorum. Tabii ki sabah yataktan 20 yaşındaki gibi zıplayarak kalkmıyorum, bir şeyler değişiyor ama galiba dinç kalmamın aslı sebebi, aşk…

Aşk?

Ben çok büyük bir aşk yaşadım… Sonra o vefat ettiğinde geldiğim noktaya baktım; ben kişiye aşık olmamışım, çünkü ben 5 yaşında da aşıkmışım. Annemin köşkünün bahçesinde bir ağaç evim vardı. Oraya çıkar yine resim yapar, bebeklerime dikiş dikerdim. O zamanlarda da her gün batımında, müzik dinlerken ağlardım… Şimdi hayatımda kimse yok ama yine bir müzik duyduğum zaman aşığım. Herkes başka bir şey söylüyor, ben Allah’ın adını ‘sevgi’ taktım; o sevgiye aşığım. Aşkla doğmuşum, aşkın ta kendisiyim. Aynaya baktığımda kendime de aşığım. Aşk yaşamak için başka birisine ihtiyacım yok.

Sizin Roman vatandaşlara karşı da büyük bir aşkınız var, değil mi? Hatta, ilk butiğinizin adı da Çingene’ydi…

Hem de çok. Bunun reenkarnasyonla bir ilgisi var mı bilmiyorum ama genetiğimde olma ihtimali olabilir. Büyükbabam Yunanistan’ın Serez şehrindendi ve Serez’in de yüzde 50’si Roman’dı. Belki o zamanlarda 1-2 güzel Roman kadını aileye girmiş olabilir. Çünkü çocukluğumdan beri kendimi Roman hissediyorum… Ama nasıl Roman hissediyorum? Hem sultanım hem Romanım.

Ruhunuzda gerçek bir sultan barındırdığınız muhakkak…

Beni gecekonduya bile koysanız, ruhum sultan ve şah ama hem de Roman’ım. Aynı evde 5 seneden fazla oturamıyorum, göçebe bir hayatım da var. Bu yapı babamda da vardı. Kendisi jinekologdu, profesördü, çok kültürlü bir adamdı ama pazar günleri evde müzik açılır, Roman havası oynanırdı.

Egolarınız yok mu?

Hiç kompleksim yoktur, hayatım boyunca egom şişmedi. Ben mesela defilelerden sonra kendimi doğru çingene mahallesine falan atarım. Çünkü o alkışlardan bir tuhaf oluyorsun, hakikatleri hatırlaman lazım. Sokakta yemek yemeyi, kahvede oturmayı çok severim. İşte bunun için kendimi sultan hissediyorum. Hiçbir şey değerimi düşüremez. Bu ailemden, annemden aldığım terbiyeden de kaynaklanıyor. Mesela babam bana elmas yüzükler, küpeler alırdı. Her hediyeyi takarken ‘bunu seviyorsun diye aldım ama bu senden kıymetli değil’ derdi. Babam iflas ettikten sonra bir gün sebebini sordum; ‘bunları söylemeseydim, bugünkü Cemil olamazdın’ dedi. Babam bana çocukluğumdan beri ‘kıymetli olan sensin, takmadığın zaman da kıymetlisin’i öğretti. Bu bilinçaltıma girmiş. Gecekonduda da otursam, bakır da taksam ben Cemil İpekçi’yim, kıymetliyim.

Cemil Bey, son yıllarda adınız her yerde ‘Anka Cemil İpekçi’ diye geçiyor, neden?

Biliyorsun ben astroloji, metafizik, parapsikolojiyle çok alakalıyım. Benim haritama göre adımın esasında Anka konulması gerekiyormuş.  Kaderim, Anka kuşunun kaderiymiş. Baktığınız zaman gerçekten de hayatım yanıp, küllerimden yeniden doğmakla geçti…

Mesela?

E, çok varlıklı bir ailenin 22 odalı bir köşkünde doğmuşum, sonra bir bakıyorsun tek odalı pansiyona düşmüşüm, garsonluk yapıyorum; dadılarla büyümüşken hizmetçilik yapıyorum; sonra tekrar hizmetçilerim oluyor, tekrar her şey un ufak oluyor. Yani hayatım boyunca hep küllerimden tekrar doğdum. Ben de sosyal medyada adımın başına ‘Anka’ koydum. Çok enteresan bir şey bir anda kabul gördü. Bu da gösteriyor ki zaten böyle olmalıymış.

Sizin bir kitabınız var, hatta ikinciyi de yazıyordunuz… Bitirdiniz mi?

İlk kitabım ‘Affedin Beni’ çok tutuldu. İkinci kitabım, ‘Gül ve Duman’ da bitti gibi; yazın çıkar herhalde. Bu kitaba, 30 yıl süren beraberliğim bitmeden biraz önce başlamıştım. Ona yazdığım mektuplardan oluşuyor. O bana hep ‘ağam’ derdi, ben de ona yüzündeki yara izinden dolayı ‘façam’ derdim. O yüzden kitapta hep ‘ağa ve faça’ var.

 

PAVYONDA ŞARKICI OLURDUM

30 yıl süren büyük bir aşk… Hep bağlı kaldınız mı?

O hep kendisi beni aldattı zannediyordu ama ben de aldattım. Yine de çok büyük bir aşktı. Ayrıldığımız gün bütün resimlerini yaktım, bir tanesini bıraktım. Onu da hala cüzdanımda taşıyorum. Dünyanın en zor aşkıydı belki ama dünyaya bir daha gelsem, insanlara ters gelse de yine gözü sürmeli, bıyıklı Cemil kimliğiyle doğmak; yine ona aşık olmak, yine onunla olmak isterdim. Hiç bir pişmanlığım, keşkem olmadı. Eğer hayatta istediğiniz gibi özgürce yaşarsanız, keşkeniz olmuyor.

Acaba bir belediye işçisi olsaydınız, yine dilediğiniz gibi yaşayabilir miydiniz?

Belediyede işçi olmazdım… Ne olurdum biliyor musun? Ya tuvalette kolonyacı olurdum ya da belki bir pavyonda şarkıcı olurdum ama yine ben olurdum. ‘Ben olamam’ kelimesini tanımıyorum. Bu tamamen suçu başkalarına atmak. Eğer sen, kendin olmama bedelini acı çekerek ödüyorsan, tam tersini yap. Başkaları acı çeksin, sen kendin ol, mutlu ol. Bu seçim sana ait. Bir sürü insan, ‘ne derler’ diye hayatını yaşayamıyor. Ben bu hayata kendim için doğdum. Kimin ne dediği önemli değil. Belli bir kültüre sahip olunca anlıyorsunuz ki zaten ne yaparsanız yapın birileri bir şey diyecek.

 

KORKAKSAN, BEDELİNİ ÖDEYECEKSİN

 

 

Ben bundan pek emin değilim… Eşcinsel olduğu için ömrünce acı çeken, istemediği halde evlilikler yapan çok insan var.

Zorla evlenmiş olabilirsin ama sürdürmek zorunda değilsin. Boşan git, bir yerde çalış. Hayatta istediğini yaşayamayan insanlar suçu hep cemiyete atıyor. Sen korkaksan, bedelini ödeyeceksin, onların istediği gibi yaşayacaksın. Benim aileme de sorsanız acaba eşcinsel olmamdan çok mu memnundular. Annem, kabul etmek mecburiyetinde olduğu için kabul etti, yoksa beni kaybedecekti. Pek çoğu param için, pek çoğu da şöhretim için kabul etti. Bu hakikatlerle belli bir yaştan sonra yüz yüze geliyorsunuz. Hayat, o kadar romantik değil.

Şöhretin kaybettirdikleri de var, anlaşılan…

Şöhretin bedelleri var ve bunu en baştan kabul etmek lazım. Şöhret olduğunda bir defa aşk yaşaman çok zor. Seni kaldıramıyor yanındaki, bir süre sonra komplekse giriyor. İkincisi çalışma saatlerin belli değil, hayranların var, herkes seni tanıyor. Ben şöhret olmasam, belki şimdi Beyoğlu’nda topuklu ayakkabımı giyip, pembe rujumu sürüp yürüyebilirdim. İstemeden şöhret oldum ama pek sevdim şöhreti.

İkili ilişkilerinizde bu dezavantajları yaşadınız mı?

Bir kere ‘ben şöhretim, nasıl bu insan aşk hayatında bana bunu yapar!’ dersen, dünyanın en salağısın. Çünkü bir insanın koynuna girdikten sonra istediğin kadar şöhret ol: o seni öyle görmüyor ki. Senden bıkacağı gün de gelecek, aldatacağı gün de gelecek. Gerçekler var. Bunları baştan kabul edersen, dezavantaj yaşamazsın.

 

ÇÖPTEN KIYAFET ALIRIM

 

 

 

Acaba, ilişkileriniz bu bakış açısı nedeniyle mi uzun sürüyor?

30 yıl süren ilişkilere bakıyorum, hep aynı şeyi düşünüyorum… Ben kadın doğsaydım, evlenmez metres olurdum. Öylesi çok keyifli. Haftada 2-3 ziyaret, çamaşırını çorabını karısı yıkasın; sana geldiğinde keyfini sür, geri kalan zamanda serbest ol. Şaka bir yana, konuşacak müşterek konun varsa, arkadaş olabiliyorsan, üstüne de tenin birbirine uyuyorsa o evlilik sürüyor. Ama sadece ağzını burnunu beğenmekle olmuyor.

Gelmişken sormadan dönmeyeyim, rahmetli büyük aşkınızdan sonra hayatınıza kimse girmedi mi?

Artık çıtam çok yüksek. Beni boğmayacak, kafam çok anlaşacak, paylaşabileceğim biri olacak. Bir defa sanatçı olacak. Benim hiç sanatçı beraberliğim olmadı ama bu yaşımdan sonra artık beni anlayacak sanatçı biri olmalı. Bedeniyle ne yaptığı umurumda değil ama gönlü beni sevecek biri olmalı. Böyle biri olacaksa olsun, diğer türlü herkül gibiymiş, çok yakışıklıymış umurumda değil.

Biraz da moda konuşalım… Tarzınız hep aynı, nereden giyiniyorsunuz?

Ben 50 yıldır renkli giyinmeyi seviyorum ama artık eşofman altları, şalvarlar, rahat ayakkabılar, parmak arası terlikler giyiyorum. Her yerden giyinebilirim. Mesela bir gün Cihangir’den gelirken çöpte bir elbise buldum. Sentetik kumaştan ama üzerinde çok güzel rengarenk kelebeklerle 4 tane altın sarısı motif var. Çöpten aldım, ‘deli misin?’ dediler. Eve gelip yıkadım, kelebekleri kesip bir gömleğin üzerine monte ettim. Gömleği de Tahtakale’den 5 liraya aldım. Şahane oldu.

 

ZAYIF İNSAN SEVMEM

 

Cemil Bey, her modacının kendine göre hiç değişmeyen bir giyim tarzı var. Ama biz her sene onların belirlediği şekilde sürekli değişen modeller giymek durumundayız. Neden?

Moda benim için dünyadaki en aptal şey, dünyanın en faşist olgusu. Sektör git gide daha da zalim olmuş. İnsanları komplekse sokuyor. Mesela diyor ki ‘bu sene sarı saç moda, 1.70 boy moda, 38 beden moda’. E, değilsen ne olacak, bir sene ortadan yok mu olacaksın? Kadın, o tarife uymak için gidip kendine hiç yakışmayan bir şekle bürünüyor. Moda diye bir şey yok. Herkesin her şeyi giymeye hakkı var. Yarın pazara giderken başına kocaman bir gül takabilirsin. Buna gülen de olabilir, seven de olabilir. Önemli olan senin kendini beğenmen. Ama akademik ölçülerde iyi görünmek istiyorsan, kendini aynada iyice süzüp hoş yerlerini ve saklaman gereken yerlerini keşfetmen lazım.

Kilolar ne yolla saklanacak?

Ne zayıf erkek severim ne de zayıf kadın… Biliyorsunuz, artık dünyada defilelerde 34 ve 36 beden mankenler yasaklandı. Ben defilelerimde de 40-42 beden mankenlerle çalıştım. Yaşlanana kadar 42 bedende kalabiliyorsan, ideal ölçü bu. Her yaşın bir kilosu var, bir dirhem et bin ayıp örter. Eğer sağlık problemin yoksa, zayıflayacağım diye uğraşmaya gerek yok. Zayıflayacağım diye kadınların her yeri sarkıyor.

Cemil Bey, ayakkabı tasarımlarına başlamışsınız… Gördüm, çok beğendim?

Deri ve çuval kumaşından çok şık ayakkabılar tasarladık. Bu ayakkabılar, Markafoni tarafından satılacak. Daha doğru dürüst piyasaya çıkmadı ama şimdiden çok sipariş alıyoruz.

İzmit’te de markanızı görmek isteriz…

Olabilir… Biliyorsun, benim öğrencilerimden Dinçer evlenip İzmit’e yerleşti. Onunla beraber bir şeyler yapabiliriz. Küçük bir mağazada Cemil İpekçi by Dincerys tasarımlarını İzmitlilerle buluşturabiliriz. Böylece ayda 1-2 kez İzmit’e gelebilirim. Bir de Dinçer benimle birlikte kıyafet tasarladı ama aslında muazzam bir heykel yeteneği vardır, çamurdan harikalar yaratır. Onu bu konunun üzerine eğilmesi konusunda çok zorladım. Ben de heykele çok meraklıyım, akademideyken hep heykel bölümüne kaçardım. Şimdi seramik yapmaya başlayacağım. Müşterek bir şeyler yapıp sergi de açabilir. Ayrıca, Dinçer takı tasarımında da çok başarılıdır ve mutlaka bu yeteneklerini kullanmalı. İzmit’te bir şeyler yapmayı istiyoruz.

Bu projeler hayata geçmeden önce sizi Kocaeli’de görebilecek miyiz?

Şu aralar sizin oradaki bir AVM’den defile teklifi aldım. Netleşirse, önümüzdeki günlerde çok şık bir defile ve

etkinliklerde buluşacağız.

İzmit’te görüştüğünüz kişiler var mı?

Biliyor musun, benim hiç Kocaeli’den müşterim olmadı ya da oldu da ben hatırlamıyorum. İzmit’e uzun zamandır gelmedim ama eski Türkiye güzellerinden Asuman Tuğberk, arkadaşımdı. Annesi İlhan Hanım’ın da İzmit’te çok şık bir butiği vardı. 70’lı yıllarda onları görmeye sık sık gelirdim.




ETİKET :   cemil ipekçi moda moda tasarım kıyafet giyim kuşam aşk röportaj

Tümü