kocaeli , 18-10-2019

Büyülü bir dünya; DISNEYLAND

İlimizin başarılı iş adamlarından Hüseyin Alçıoğlu, geçtiğimiz günlerde eşi Esin Alçıoğlu ve oğlu Arel ile birlikte keyifli bir Paris yolculuğu gerçekleştirdi. Asıl amacı, minik Arel’e Dısneyland eğlencesini yaşatmak olsa da bu seyahatte Paris’i bir kez daha görme imkanı bulan Alçıoğlu ailesi, Fransa’dan birbirinden renkli anılarla döndü. Alçıoğlu Ailesi’nin Paris gezisinin ayrıntılarını Esin Alçıoğlu kaleme aldı

12:20:51 | 2019-10-10

HAZIRLAYAN: ESİN ALÇIOĞLU

 

 

Eşimle birlikte, daha önce pek çok kez Paris’te bulunmuş ve Dinesland’ı görmüştük ama bu kez üç kişilik çekirdek ailemizle yaptığımız Paris seyahatinin amacı, 5 yaşındaki oğlumuz Arel’e söz verdiğimiz gibi iki günümüzü dolu dolu Disneyland’da geçirmekti.

Bu harikalar dünyasını ilk gördüğümüzde, yetişkin insanlar olarak bile o kadar büyülenmiştik ki bir gün çocuğumuz olduğunda ve anlayacak yaşa geldiğinde onu da Disneyland’a getireceğimize söz vermiştik. Birbirimize verdiğimiz sözü tutmuş olmak için mi yoksa içimizdeki Disneyland’ı yeniden görme isteğinden mi bilinmez, Paris’te aldık soluğu.

Disneyland öyle bir yere kurulmuş ki bulunduğu bölgedeki düzen, tamamen bu parka odaklı olarak devam ediyor. Disneyland Park’ın içinde ve dışında, sadece parka gelen kişiler için kurulmuş, çocuklara uygun onlarca harika otel var. Bizim tercihimiz ‘Campanile Val de France’dan yana oldu. Gerçekten tavsiye edebileceğim, çok güzel bir otel. Tertemiz odaları, doğası, sabahları hayvanları besleyebileceğiniz hayvanat bahçesi, nefis açık büfe kahvaltısı ve akşam yemeğiyle dört dörtlük olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca o bölgedeki diğer oteller gibi parka sık sık servis imkanı sunmakta. ‘Disneyland’ı gezmek için otelde kalınır mı?’ demeyin. Eğer çocuğunuz varsa, bu park öylesine büyük ve büyülü ki doyabilmek için en az 2 tam güne ihtiyacınız var. Biz iki gün boyunca oradaydık ve ‘keşke üç gün kalsaydık’ demekten kendimizi alamadık.

 

 

HER DÖNEMDE POPÜLER

Gelelim, Disneyland’a… Resmi adı Euro Disney Resort olan Disneyland, hiçbir ziyaretçisini hayal kırıklığına uğratmayan, gerçekten de büyüleyici bir eğlence parkı. 1992 yılında açıldığı günden beri popülaritesini hiçbir dönemde kaybetmeyen bu tema park, 2 bin hektarlık bir alan üzerine kurulu.

Disneyland Park, iki ana bölümden oluşuyor: Disneyland Park ve Walt Disney Studios Park. İlk park, küçük çocuklara yönelik; ikinci park ise hem çocuk hem de yetişkinler için düşünülmüş. Bununla beraber, ben akıllarda böyle bir ayrım yapılmasını istemem çünkü parkın her bir köşesinde, her yaştan insan çok iyi vakit geçirebiliyor.

Disney karakterleri ve lunapark eğlencesini bir arada yaşatan bu muazzam parka girebilmek için öncelikle bilete ihtiyacınız var. Sakın bu bileti, uzun kuyruklara girerek girişten almayı denemeyin. Kalacağınız her otelin resepsiyonu, bu bileti internetle aynı fiyata satıyor. Oradan temin edebilir ve parkın tadını sınırsızca yaşamaya başlayabilirsiniz.

 

 

KUYRUKTA 75 DAKİKA

Bir kez bilet kontrolü ile geçiş yaptıktan sonra, gün boyu tüm oyuncakları hiçbir ek ücret ödenmeden, sınırsızca kullanabiliyorsunuz. Disneyland, sabah saatlerinde daha sakin, kuyruğa girme derdi yok ama Avrupa’nın en fazla turist çeken bu bölgesi öğlene doğru aşırı kalabalıklaşıyor. Bekleme süreniz, yaklaşık 75 dakika. Bunu öngörmüş olmalılar ki kuyrukta bile iyi vakit geçiriyorsunuz… Sırada beklediğiniz alanı ya ilgiyle gezdiğiniz bir müzeye dönüştürmüşler ya da bindiğiniz oyuncağın temasına uygun görsel bir şölene.

Disneyland Park’ta, 40’tan fazla eğlence ve oyun alanı, çocuklar ve hep çocuk kalanları bekliyor. Disneyland’da, çocukların en bayıldığı alan, Fantasyland. Disney karakterleri, çizgi film kahramanları, gösterişli şatolar ve hikayelerin canlandırıldığı, bir masal diyarını andıran bu büyülü dünyada masalların gerçek oluyor, prens ve prenseslerin canlanıyor; her köşe başında çocukların mutluluk çığlıkları yankılanıyor.

Disneyland’da geleceği hayal edenlerin bölgesi ise Discoveryland. Gerçekleşeceği düşünülen maceralarını bilim kurgu temasıyla işlendiği; devasa bir uzay üssünü andıran Discoverland’de zaman makinelerinden uçan dairelere, rollercoasterdan uzay gemisiyle seyahatlere kadar deneyebileceğiniz pek çok ütopik oyuncak yer alıyor.

 

 

VAHŞİ BATI MACERASI

Frontierland, vahşi batıyı keşfetmek isteyenler için oluşturulmuş… Kovboylar ve Kızılderililerin zamanına ışınlandığınız, geçmişin izlerini taşıyan bu alanda, tema olarak Amerikan vahşi batısı yaşatılıyor. Frontierland’da; Big Thunder Mountain, Thunder Mesa Teknesi ve Phantom Manor gibi alt kategoriler de yer alıyor.

Adventureland ise insana, bir İndiana Jones filminin içindeymiş hissi veren, film sahnelerinin canlandırıldığı alan. Adrenalini yüksek maceralara katılmak, tarihin derinliklerinde keşfe çıkmak isteyenler; özellikle İndiana Jones Temple of Peril ve Pirates of the Caribbean gibi bölümlerin yer aldığı Adventureland’e bayılıyor.

Oldukça büyük bir yapay gölün etrafında yine Disney konseptinde pek çok aktivitenin düzenlendiği Lake Disney’de de deniz bisikletinden kürek teknelerine, kayıktan kanoya pek çok eğlenceli su sporu yapmak mümkün.

Yıl boyunca birçok eğlencenin düzenlendiği alanı gezmek için göl çevresinde trenle bir tur yapabilir, eğlenceli oyunlara ve gösterilere katılabilirsiniz.

 

 

BENZERSİZ BİR DENEYİM

Disneyland’ın oyuncak dolu yemyeşil bahçelerinden, evde her gün gördüğünüz oyuncakların dev maketlerinden, Disney kahramanlarıyla fotoğraf çekildiğiniz stüdyolardan ayrılmak sadece çocuklar için değil, yetişkinler için bile zor. Walt Disney Studios Park’a geçme zamanı… Gerçek Hollywood stüdyolarının bulunduğu; yangın, sel, deprem gibi sahnelerin size canlı olarak yaşatıldığı; filmlerde kullanılan unutulmaz arabaları, uçakları, kostümlerin orijinallerini görebileceğiniz bu park, gerçekten muazzam!

Parka, ‘Hollywood treni’yle giriş yapın ve sizi rock’n roll tarihini anlatan eşyalar ve fotoğraflarla karşılayarak çılgın bir elektro gitar solosuyla karanlığa fırlatan ‘rock’n roll coaster’ treniyle devam edin. Bizim en keyif aldığımız nokta olan ‘Hollywood Tower’ isimli, 13 katlı asansörü sakın ise atlamayın.

 

 

SİYAH DONDURMA

Bu asansörle en tepeye çıktığınızda kulenin pencereleri açılıyor ve muhteşem park ayaklarınızın altında… Sonra bir anda hoop sizi karanlıkta aşağı salıveriyor! Daha önce yaşamadığım, hiçbir şeye benzetemediğim bir deneyim…

Tüm gününüzü Disney Studios Park’ta geçireceğiniz için mutlaka acıkacaksınız. Bu nedenle içeride çok fazla restoran bulunuyor. Disneyland’ın ana caddesi olarak tanımlayabileceğimiz Main Street’te çeşitli ülkelerin mutfağından lezzetler tadabilir, fast food ve atıştırmalıklara dair sayısız seçenek bulabilirsiniz. Çeşit çeşit seçeneklerden biri mutlaka size hitap edecektir. Yemek için ne seçerseniz seçin; gerçek rengi siyah olan katkısız vanilyadan yapılmış siyah dondurmayı yemeyi unutmayın…19. Yüzyıl Amerikan kasabası konseptine sahip Main Street, hediyelik eşya mağazaları da bulabileceğiniz bir alan.

Son olarak şunu da eklemek isterim; Disneyland’a gittiğinizde açılışta ve kapanışta bir ritüel olarak yapılan geçit törenlerinden birine mutlaka denk gelmeye çalışın; özellikle kapanıştaki muhteşem havai fişek gösterisini görmeden dönmeyin.

 

 

IŞIKLAR ŞEHRİ PARİS

Elbette Paris’e kadar gelmişken yalnızca Disneyland’ı görüp dönmek olmazdı. Dünyanın en popüler şehrinin merkezine de bir çıkarma yapılmalıydı. Bilirsiniz, Paris’e ‘Işıklar Şehri’ denir. Bunun sebebi, gece olduğunda şehrin ışıklarının yarattığı o muhteşem görüntü. Paris’te, sırf bu ışıkları görmek için turlar bile düzenleniyor.  Seine Nehri üzerinde yer alan Paris, moda ve lüksün başkenti olmasının yanı sıra pek çok tarihi yapıya ve dünyaca ünlü Louvre Müzesi’ne de ev sahipliği yapıyor. Bu tutkulu şehir yemyeşil parkları, göz kamaştırıcı mimarisi ve büyülü atmosferiyle dünyanın gözbebeği. Paris’in zarafeti Zafer Takı, bulvarı, kafeleri, şık butikleri ve enfes restoranlarında gizli. Seine Nehri’nin romantik görüntüsü de onu eşsiz kılan güzelliklerinden.

Eklemeden geçmeyeyim; Paris’e giden herkesin, tam anlamıyla gezilmesi günler alan ve ‘Mona Lisa’ gibi paha biçilemeyen bir çok dünya mirasına sahip olan Louvre Müzesi’ni görmesini öneririm.

Paris’in en popüler yapısı, Eyfel Kulesi. İlk açıldığında Parisliler tarafından anlamsız ve sevimsiz bulunmuş olsa da kulenin imajı, günümüzde hiç de öyle değil. Devrimin 100’üncü yılı anısına yapılan kule, o günden beri kentin  hatta seyahatin sembolü. Toplam üç katı olan kulenin en tepesinden, havanın açık olduğu günlerde tüm Paris’i hatta şehrin banliyölerini bile görmek mümkün. Tabii ki giriş için sizi uzun bir kuyruk bekliyor.

 

NOTRE DAME DİMDİK AYAKTA

Daha önceki seyahatlerimizde de ziyaret ettiğimiz, geçtiğimiz yıl çıkan yangında büyük hasar gören Notre Dame Katedrali de Paris’e gidenlerin mutlaka görmesi gereken yapılardan biri. Katedral, başına gelen felakete rağmen dimdik ayakta ve tekrar açılacağı gün için hazırlık yapıyor.

Paris’in diğer önemli sembollerinden biri de dünyanın en güzel ve en lüks caddeleri arasında ilk sırada yer alan, Champs-Elyees. İki kilometrelik bir güzergah üzerindeki caddede, kaliteli yemek yiyebileceğiniz restoranlar ve kafeler ile çok sayıda dünyaca ünlü mağaza bulunuyor. Meşhur Zafer Takı da Paris’in lüks hayatına tanıklık edebileceğiniz bu caddenin sonunda.

Paris, başlı başına mutluluk ve zevk dolu bir şehir. O yüzden naçizane tavsiyem, gittiğinizde görülecek her ufak detayın bile tadını çıkarmanız. Her yere gidin, her lezzeti tadın. Bir kafe ya da bistroda caddeye dönük oturun, kahve-kruvasan ikilisine doyun. Marketten bir baget alıp Eyfel’den Loure Müzesi’ne doğru yürürken mola verdiğiniz huzurlu bahçelerde, havuz kıyısında yiyin. Şehrin herhangi bir yerinde bırakılmış olarak gördüğünüz ve kredi kartınızla çalıştırabileceğiniz elektrikli scooterlar sizi istediğiniz yere götürebilir. Ben, Paris’ten içimi huzurla dolduran anılarla döndüm, siz de öyle yapın.




ETİKET :   esin alçıoğlu gezi yurt dışı tatil disneyland arel alçıoğlu paris kocaeli life

Tümü