Biz yapmayalım

15:26:04 | 2018-03-31
Hatice Kocaman
Hatice Kocaman      hatice@kocaelilife.com

TV ve günceleri… Çoğu birbirinin aynısı olan, sene sene konu modası değişen televizyon yapımları grubudur. Misal, bir dönem sit-com’lar moda olmuş ve her kanalda gerekli gereksiz Türk yapımı sit-com tarzı diziler türemiştir. Günümüzün modası depresifliktir. Şu an yayında doğru dürüst komedi dizisi yoktur. Sürekli birbirini tokatlayan, evden kovan tipler ekranlarımızı süslemektedir (aslında karartmaktadır). Üstelik bu gereksiz yapımlar haftanın her günü prime time kuşağını kapladığı için birçok kişiyi televizyondan soğutmayı başarmıştır. Van Damme’lı da olsa o eski sinema filmli günleri mumla aratmaktadır bu yapımlar, ah bu boyu devrilesice yapımlar. Türk televizyonlarında şu an 70 civarında dizi gösterilmektedir. Bunları Yeşilçam’ın o gösterişli yıllarında çevrilen filmlere benzetmemek elde değil. “Elde avuçta o filmlerden ne var?” diye sorduğumuzda, bu dizilerin de ne kadar gerekli olduğu sorusunun cevabını verebiliriz. Tıpkı eski Türk filmlerini izlerken hoş bir tebessüm ettiğimiz gibi bu dizilere de bir gün aynısı olacaktır. O kadar bile olamayacaktır, orası da ayrı. Gittikçe dizi çöplüğüne giden bir yoldayız. Çok öteye gitmeye gerek yok. Dijital TV yayını yapan dizi TV’deki dizilere baktığımızda, bunların birçoğunun bir süre sonraki akıbetini görmemek elde değil. İstisnalar müstesnadır.

 

Bu aralar uzun tırnaklı, ojeli, rimelli, allıklı, fondötenli, kaşları incecik alınmış mankenlerin başlarına yazma örtülmesi suretiyle köylü kadını şeklinde oynatıldığı televizyon programları maksimumda. Kadını malzeme yapmıyoruz imajı göz bebeklerimizde fazlasıyla büyüyor.

Arasına 20 dakikada bir reklam giren; ilk bölümlerinde “acaba tutar mı?” diye her hafta yayın saati veya günü değiştirilen; iş yapmadığında 3-4 bölüm sonra birden bire yayından kaldırılan; rating alıyor diye suyu çıkana kadar uzatılan; en az bir güzel kızla bir güzel oğlanın, bir kaç sevimli tiple birçok şeytanın olduğu; Ramazan ayı nedeniyle çift olanların öpüşmek bir yana el ele bile tutuşturulmadığı; bir kaçı kaliteli ama çoğu boş olan; Orta Asya’daki Türki cumhuriyetlerden sonra Yunanistan’a da satmaya başladığımız dizilerin furyası yavaş yavaş eridi. Şimdilerde; ileride özel hastane işletecek olursam kaza sonrası ve ölümcül hastalıklarla ilgili olan sahnelerin çekimi için yapımcılarıyla bizzat gidip görüşeceğim diziler var. Bölüm başına 0,5 hastane sahnesi ve ortalama dizi ömrü olarak da yirmi bölümü eldeki veriler olarak kabul edersek; bu diziler voliyi vuracağımın resmi olan dizilerdir. Doktor olmadığını yüz metre öteden bakıp anlayacağın beyaz önlüklü, tip bakışlı figüranıysa her yapımcıya ücretsiz olarak istihdam ettireceğin diziler.

★ ★ ★

Konu sıkıntısı çekilince rüya sahneleriyle durumun kurtarıldığı diziler… Bir gün 1800’lere gidilir, beyzade kılığındaki adamlar feraceli hanımlara Göksu’da sandal sefası teklif eder. Başka bir bölümde 60’lara dönülür, Türk filmi havası yaratılır. Karakterler 40 yaş ihtiyarlatılır, saçları beyaza boyanıp, beli bükülüp, titrek titrek konuşan halleri ile komiklikler yaparlar. Tabii bunlar komedi dizileri için. Aksiyonlu dizilerin kadrosu 30 kişiden falan oluşur. 4-5 tane aşk yaşayan çift olmalı, birileri doğmalı birileri ölmeli, zenginlerin çocukları kaçırılmalı, ara bozan yaşlı kadınlar olmalı, olmalı, olmalı…

Araba kazaları, koma, bitkisel yaşam, kanser gibi olaylar içermedikçe var olamayacak olan; Holywood klişeleri gibi herkesin birbirinden daha karizma olduğu; herkesin ortalama bir Türk insanından çok daha iyi edebiyat yapabildiği ve nedense herkesin kendi kendine konuşup deli ilan edilmediği; bir iki güzel komedi örneği haricinde dizi kartelası. Karakterlerinin her şeyi bilmelerine rağmen doğum kontrol teknikleri, aile planlaması nedir bihaber oldukları; patır patır hamile kalıp, bunu bazen tahliye için yasal süre olan 10 hafta geçtikten sonra fark ettikleri; hatta hamile kalmalarını şaşkınlıkla karşıladıkları diziler.

★ ★ ★

Genelleme yapmak gerekirse; ülkemiz insanının manyaklık derecesinde ilgi gösterdiği şey film, band, zaman ziyanı programlardır. Haddini aşmış durumdadırlar. Bunlara “dur bakalım” demenin vakti geldi de geçiyor bile. Ne olacak yani o diziyi seyretsen? Ne oradaki aşkı yaşarsın ne de oradaki gibi renkli yahut anlamlı olur yaşamın. Nasreddin Hoca’nın hikayesindeki tavuğun suyunun suyu bile değil bu. Hiç olmazsa onda tat kalmıştır biraz. Bu arada dizide oynayanlar da parayı misliyle götürür. Sonra dizi biter aptallar gibi bakarsın etrafına. Ne kazandın? Kazanmadın, kaybettin. Sıradan bir beynin ürettiği içi boş ve duyguları kandıran, sahtekarca senaryodan oluşan bir dizi seyrettin. İçerisinde şanslı adamlar, güzel kadınlar vardı. Helal olsun. Yaşam böyle devam etmeli. Ne güzel… Mi? Bence biz bu işlere bulaşmayalım, dizi yapmayalım, duygu ağırlığı sebebi ile işleyen birkaç snapsisi de yok ediyoruz.




ETİKET :  

Tümü