Bir kıvılcımla Kocaeli’yi aydınlattı; HANDE GÜREL KAYA

Annelerden oluşan bir sosyal medya grubu kurdu; çaktığı kıvılcımla pek çok ailenin hayatını aydınlattı… Kocaeli Anneleri Derneği Kurucu Başkanı Hande Gürel Kaya, “Dünyayı iyilik kurtaracak” diyerek çıktığı yolda, ekibiyle birlikte yüzlerce insanın derdine derman oldu

10:19:05 | 2018-06-04

RÖPORTAJ: Zeynep AKAR

FOTOĞRAFLAR: İsmail Hakkı Timuçin

 

Hande Gürel Kaya’nın, annelerin deneyimlerini paylaşması amacıyla kurduğu bir sosyal medya grubu, çığ gibi büyüyerek yürekleri titreten bir iyilik hareketine dönüştü. Yüzlerce annenin kalbi aynı anda atmaya başlayınca, ortaya çıkan sevgi titreşimi tüm kenti sardı. Yollarının kesiştiği ihtiyaç sahiplerine karşı duyarsız kalamayan ve güçlerini birleştirerek bazen başarılı bir öğrencinin eğitim giderlerini, kimi gün bir genç kızın gelinlik hayalini, bir başka sefer yoksul bir ailenin eşya ihtiyacını karşılayan bu sevgi dolu kadınların sayısı günden güne arttı, bugün 20 bini aştı.

Annelerin el ele, omuz omza, kalp kalbe vermesiyle kısa süre içinde resmi bir kimlik kazanan ‘Kocaeli Anneleri’, artık çok daha fazla yaraya merhem olabilen, başarılı bir dernek.

“Dünyayı iyilik kurtaracak” diyerek çıktığı yolda, çaktığı kıvılcımla pek çok ailenin hayatını aydınlatan Kocaeli Anneleri Derneği Kurucu Başkanı Hande Gürel Kaya, şimdi hem ihtiyaç sahiplerine yardımcı olabilmenin hazzını yaşıyor hem de dünyalar tatlısı 3 çocuğuna iyiliğin bulaşıcı olduğunu gösterebilmenin mutluluğunu…

 

Hande Hanım, özellikle Kocaeli Anneleri Derneği’nin kuruluşundan sonra adınızı daha sık duyar olduk… Sizi biraz tanıyabilir miyiz?

1984, İzmit doğumluyum. Öğretmen bir anne ve makine teknikeri bir babanın kızıyım; bir de erkek kardeşim var. Gölcük-Kavaklı’da doğdum büyüdüm. Babam donanmada görev yaptığı için bütün çocukluğum ve gençliğim Kavaklı’da geçti. Liseden sonra Sakarya Üniversitesi’nin peyzaj bölümünden mezun oldum. Aslında çok keyifli bir bölüm olmasına rağmen okul bittikten sonra bir sigorta firmasında işe başladım.

Bölümünüzü sevdiğiniz halde neden bu alanda devam etmediniz?

İnsanlarla iletişimde olmayı çok sevdiğim için severek okuduğum halde peyzaj alanında çalışmaya hiç hevesim olmadı, sigortacılık daha cazip geldi. İş değiştirmeyi hiç düşünmeden 7 yıl aralıksız bu işi yaptım ve çok şey öğrendim. İnsanları doğru analiz edebilmek, ne düşündüklerini davranışlarından anlayabilmek o dönemden kalan kazanımlarım. İş hayatım anne olana kadar devam etti.

 

O halde önce, evlenme öykünüzü dinleyelim…

2005 yılında, ortak bir arkadaşımız vasıtasıyla eşim Hasan Kaya ile tanıştık. Arkadaşlıkla  başlayıp büyük bir aşka dönüşen çok güzel bir süreç yaşadık…  Farklı iki insanın bir bütün haline gelmesinin hikayesini birlikte yazdık. Farklılıklar bir süre sonra ortak paydada birleşip ilişkinin daha güçlü hale gelmesini sağlıyormuş, o süreçte öğrendik... 2006 yılında, Hasan Bey askere gitmeden önce nişanlandık, 2007 yılında da evlendik. İyi ki de evlendik. İlk 3 yılımızda birlikte olabildiğince fazla seyahat ettik. Yurt içinde ve yurt dışında birçok yer gezdik. Sonra da artık ailemizi genişletme kararı alarak hayatımıza yeni bir yön verdik.

 

Ve Yiğit doğdu…

Evet, Ekim 2011’de İsmet Yiğit katıldı aramıza… Evlenince değil, çocuk olunca değişiyormuş insanın hayatı, hem de tamamen. Yiğit dünyaya gelince, bir anda her şey daha da anlam kazandı. Telaşlar, heyecanlar, korkular, endişeler... Her şeyimizi oğlumuza endeksledik. Çocuğumla kendim ilgilenebilmek için işi bıraktım. Oğlum doğduktan sonra aslında hiçbir şey bilmediğimi fark ederek çok fazla okumaya, araştırmaya başladım. İlk kez anne olmak zor olsa da her şey eşimle kolaylaştı. Ağladığında gece kalktı ilgilendi oğlumuzla. Yemeğini yedirmeye de yardım etti, uyutmaya da... Şu anda 3 çocuğumuz var ve aslında anne-baba olmanın gereğini tam anlamıyla yaşadık, hala da yaşıyoruz ailemizde.

 

İkinci bebek ne zaman dünyaya geldi?

Yiğit 2,5 yaşındayken, Ilgın İpek eklendi ailemize. İkinci bebek gelince her anne gibi ben de pek çok endişe yaşadım. Acaba onu da Yiğit kadar sevebilir miyim, paylaşabilir miyim, ikisi de çok küçük ya idare edemezsem… Ama her endişe boşa çıktı. Tecrübeli olmak çok işe yaradı. Hep bir rutini vardır çocukların. Yemek saatleri, uyku saatleri, oyun saatleri... Bunların senkronizasyonunu tutturduğunuzda zaten her şey yolunda gidiyor. Tam iki çocuklu hayat süper, her şey yolunda derken Sare Mia’ya hamile olduğumu öğrendim. Bu kez endişelenmedik diyemeyeceğim ama çok da sevindik. Sare, Nisan 2016’da doğdu. 1… 2... 3... derken, birden 5 kişilik bir aile olduk.

 

Aralarında çok az yaş farkı olan 3 çocuğu idare ederken nasıl oluyor da her şey için vakit bulabiliyorsunuz?

Gerçekten de çok güçlükleri olan bir süreç, böyle anlatmakla izahı olabilecek gibi değil... Ama bir o kadar da keyifli. Hep tetikte olmayı gerektiriyor bir kere, hep planlı olmayı... Ben günlük planlar yaparım ve hep yazarım. Hem çocuklar için hem ev için hem de kendim için ayrı ayrı listelerim ve programlarım vardır; yoksa bu süreci başka türlü yönetmenin mümkün olacağını sanmıyorum.

 

Anladığım kadarıyla disiplinli bir annesiniz?

Disiplinli olmanın yanında, rahat da bir anneyim. Yaşayarak öğrenmenin en iyi öğrenme şekli olduğu gibi bir gerçek var. Düşmek de bir öğrenme şekli, bir şeyleri başarmak da. Kendi kendilerine yetebilen, özgüveni olan çocuklar yetiştirmeliyiz ve biz de bunun için uğraşıyoruz. Şimdi artık yavaş yavaş kolaylaşıyor işler. Öz bakımlarını kendileri yapmaya başladıklarından beri yüküm hafifledi. Sare yeni doğduğunda daha zordu. Hepsine sırayla yemek yedir, hepsini sırayla uyut, sırayla yıka... O günleri nasıl atlatmışız, şimdi geriye bakınca gerçekten iyi iş başardık diyorum.

 

Biraz da Kocaeli Anneleri’nden bahsetmek istiyorum. Derneğin bir sosyal medya grubundan filizlendiğini biliyoruz… Biraz anlatır mısınız?

Bu süreçleri yaşarken ve sürekli bir arayış içindeyken; ‘o nasıl yapılır, bu nasıl yapılır’ diye her şeyi araştırmaya çalışırken bir sosyal medya grubu kurdum. Grubun tek amacı, ben de dahil olmak üzere Kocaeli’deki annelerin, aynı yaş grubundaki çocukları için bilgi paylaşımında bulunmasını ve tecrübeli annelerden destek almasını sağlamaktı. O grupta çok güzel deneyimler paylaştık. Bebekler için tarifler öğrendik, süreçlerle ilgili fikir alışverişinde bulunduk... Hatta Yiğit için bir oyun grubu bile oluşturduk. Bu vesileyle birbirini hiç tanımayan anneler, ortak paydaları olan çocukları için bir araya geldi. Biz çocukları yaklaşık 1 yaşında olan 7 anne, her hafta bir evde buluşturduk bebeklerimizi. İlk başlarda bir şey yapamadılar, birbirlerine alışma sürecini geçirdiler. Sonra birlikte yürüdüler, yeni tatlar denediler, paylaşmayı öğrendiler. Onlar tek ve ilk çocuk olmanın dezavantajlarını hiç yaşamadılar; biz anneler de arkadaş olduk, çok şeyler paylaştık, endişelerimizi giderdik... Hala çocuklar bir araya geliyor, biz de artık çocukları olmadan da buluşan iyi arkadaşlarız.

 

Bu süreçte Kocaeli Anneleri grubu da devam ediyordu, değil mi?

Elbette. Sosyal medya grubumuzun üye sayısı her geçen gün arttı ve grup son derece sosyal hale geldi. Çeşitli branşlardaki doktorlarla soru cevap günleri yapıyoruz, canlı yayınlarla doktorlardan bilgi alıyoruz, çok çeşitli konularda anneler hala birbirine yardımcı oluyor. Kentimize yeni taşınacak anneler bile bu gruptan bilgi alıyor. Çocuklarını yollayacakları okullardan oturacakları muhitlere, gidecekleri doktorlardan nereden alışveriş yapabileceklerine kadar pek çok soruya yanıt bulabiliyor. Şu an 21 bini aşkın üyemiz var.

 

Bu kadar fazla üyesi olan bir grupta ciddi bir dayanışma olmalı…

Büyük bir dayanışma… Sadece kendi aramızda da değil üstelik. Grup büyüdükçe ‘benim bir bebek arabam var, ihtiyaç sahibi birine vermek istiyorum, çocuğumun kıyafetleri var, kime verebilirim?‘ gibi sorular yoğunlaşmaya başladı. Dedim ki böyle olmayacak, bu talebi ihtiyaç sahiplerinin lehine çevirmek lazım ama bunu tek başıma da yapamam. Geçen yıl mayıs ayında, gruptaki arkadaşlarıma, ‘Hadi toplanalım, var mısınız?’ dedim, ‘olur’ dediler. 

İlk buluşma…

İlk buluşma ama insanlar genellikle yazarken ‘tamam’ der, iş eyleme dökülünce kimse gelmez… Ben yine de şansımı denemek istedim. Gelmek isteyenlerle eşimin iş yerinde toplanmak üzere sözleştik. ‘Gelse gelse 10-12 kişi gelir’ diye düşünerek, tanışma için küçük bir toplantı odasını seçtim. Buluşma saatinde insanlar gelmeye başladı. Birbirini tanımayan insanlar, birbiri hakkında hiçbir fikri olmayan anneler... 5 kişi derken 10 oldu, 20 oldu, 40 oldu. Çocuğunu alıp gelenler, işinden izin alıp gelenler… İnanılmazdı, toplantı odasına sığamadık ve orada anladım ki doğru yoldayız. Çok verimli bir tanışma toplantısıydı. Hemen bir telefon grubu kuruldu, ’bir araya geldik, gücümüz nedir bir bakalım‘ dedik.

 

İlk etkinliğiniz ne oldu?

Ramazan’a birkaç hafta vardı, Ramazan kolisi hazırlayalım istedik ve 2 hafta gibi kısa bir sürede tam 480 adet koli hazırladık. Bu koliler, İzmit Kaymakamlığı vasıtasıyla ihtiyaç sahiplerine dağıtıldı, biz de bizzat dağıtım arabasına eşlik ettik. Baktık harika bir iş çıktı, bu sefer ‘çocuklara bayramlık alalım’ dedik. Ramazan Bayramı’nda ayakkabı ve çorapları dahil olmak üzere 375’ten fazla çocuğa bayramlık hediye ettik. Bu sırada ikinci el eşyaları da toplamaya başladık. Kıyafetler, ayakkabılar, bebek gereçleri... Hepsini tek tek yaşlara, numaralara göre ayırdık; kaymakamlıklar, sağlık ocakları, okullar ve hastaneler aracılığıyla onları da dağıttık. Çok emek verdik.

 

Bahsettiğiniz işler ciddi bir organizasyon ve bolca zaman gerektirir. Küçük çocuğu olan anneler olarak, bu vakti nasıl sağladınız?

Çoğu zaman çocuklarımız yanımızdayken yaptık bu işleri... Her zaman söylüyorum, herkese de söylüyorum; bu işin en büyük kazancı çocuklarımızın yardımlaşmayı, paylaşmayı, ihtiyaç sahibi başka insanlar için çıkarsızca bir şeyler yapabilmeyi görerek öğrenmesi. Artık en paylaşamadıkları oyuncaklarını bile ‘verilebilecek oyuncaklar’ sepetine kendileri koyuyor; küçülen eşyalarını ‘anne başka bir arkadaşım giyebilir, bana artık küçük’ diyebiliyorsa, bunun parayla pulla ölçülebilirliği asla yok. Bu bir anne için en büyük hazdır herhalde.

Sosyal medyadan takip ettiğim kadarıyla, çok fazla hayata dokundunuz…

Çok evlere girdik çıktık, hala da yapıyoruz. Çok hikayeler, farklı hayatlar gördük. Çoğu zaman ağladık, gece uykularımız kaçtı, mutluluklarıyla huzur bulduk. Her gülen bebek, çocuk, anne zaferimiz oldu. Bizim tüm motivasyon kaynağımız bu aslında. Sosyal medyada paylaştığımız şeyler olayın çok çok küçük bir kısmı ama yardım edenlere mutlaka yardımın gittiği evi, aileyi veya çocuğu fotoğraflayıp yolluyoruz; ellerimizle götürüyoruz çoğu şeyi… Gece yarılarına kadar yalnız annelerle beraber hastanede çocuklarını beklemekten, evlerinde yemek pişirmeye yardım etmekten hiç gocunmadık.

 

HER ŞEYİMİZ BELGELİ

Bu tür ayni yardımların yanında ihtiyaç sahibi öğrencilere burs imkanı da sundunuz…

Bu süre zarfında burs verdiğimiz üniversite öğrencisi sayımız 36 oldu. Arkadaşlarımızla yaptığımız günlerimizi burs günlerine çevirdik. Böylece her güne bir anlam yüklemiş olduk... İstatistik olarak hem yetim hem öksüz çocukların okula başlama ve devam etme oranları çok çok düşük olduğundan, bir kampanya ile çocuklarımızın tüm kırtasiye ihtiyaçlarını karşıladık. Yüzlerce çantayı her yerdeki 1.sınıf çocuklarımıza ulaştırdık. Türkiye’nin her yerinden, hatta yurt dışından destek aldık. Bu o kadar mutluluk verici ki... Okuyacak durumu olmayana burs da veriyoruz, gelinliği olmayana gelinlik de hediye ediyoruz, hiçbir şeyi olmayan evi, her şeyiyle hazırlıyoruz da. Bu güç, hepimizin gücü. Çevremizdeki dostlarımızın, arkadaşlarımızın, ailemizin...

 

Bu kişileri nasıl belirliyorsunuz… Aslında doğru soru, ihtiyaç sahibi olduklarını nasıl tespit ediyorsunuz?

İlk önce yasal olarak araştırıyoruz, sonra evlerine giriyoruz. Bu hiç anlatıldığı gibi kolay bir şey değil aslında, herkesin de harcı değil ama bu işin gereği... Her şeyimiz belgeli, her durumu fotoğraflıyoruz. ‘Çok ihtiyaçları var, lütfen yardım edin’ denilen evlerde gayet iyi yaşamlarla da karşılaştığımız oluyor. O zaman da ‘kusura bakmayın, sizden daha fazla ihtiyaç sahibi aileler var’ diyoruz ve çıkıyoruz evden. Her şeyin içinde olmak, gözün görmesi ve inanmak en temel kural...

 

Peki, dernekleşme süreci nasıl gelişti?

Tüm bunları yaparken, bir süre sonra bize maddi yardım yapmak isteyenler olmaya başladı ama bunu kabul etme şansımız yoktu çünkü herhangi bir resmiyetimiz yoktu. Biz çalışmalarımıza, sadece örgütlü bir topluluk olarak devam ediyorduk. Arkadaşlarla oturduk, konuştuk, ölçtük, tarttık, en sonunda dernekleşmemizin daha sağlıklı olacağına karar verdik. Resmiyet kazanmak bize daha çok kapıyı açacak, denetleme mekanizmasıyla daha sağlıklı çalışacaktık. Kocaeli Anneleri Derneği, 2017 ekiminde resmen kuruldu, kasım ayında da çok büyük bir katılımla lansmanımızı gerçekleştirdik. Aslında oradaki tablo doğru yolda olduğumuzu bir kez daha gösterdi bize.

 

Aslında çalışma şekli olarak da diğer derneklerden biraz farklısınız…

Disiplinimiz, sorumluluklarımız arttı… Daha çok iş yapma istediğimiz de. Çok çalıştık, çok çalışmaya devam ediyoruz. Bu zamana kadar kimsenin kapısını çalıp ‘bize şu kadar bağış yapın’ demedik. ‘Yardım etmek istiyorum’ talepleri her projede hep karşı taraftan geldi. Bizim projeye inandığımız kadar onlar da bize inandı. Biz de hiçbir zaman vebal altında kalacağımız işlere girmedik. Mesela bizim dernekte aylık aidat yok, çünkü gerek yok. Alışılmış dernek anlayışını yıktık. Her ziyaret ettiğimiz üst makamdan ‘evet, ne istiyorsunuz bakalım bizden?’ sorusuna, ‘teşekkür ederiz, sadece ziyaretinize geldik, sizin bizden bir isteğiniz var mı?’ şeklinde cevap verdik. Bir yerlerde birilerinin yanında fotoğraf vererek bilinirliğimizi arttırmak bize göre değil; biz çalışarak, yaptığımız projelerle anılmak istiyoruz Davet edildiğimiz yerlere çoğu zaman gidemiyoruz çünkü anneyiz biz. Çocuklarımız, ailelerimiz var... Onları ihmal edip, kendimizden mahrum bırakırsak yaptığımız işin bir hayrı kalır mı? Her yere, bize her ulaşana ulaşmaya çalışıyoruz, elimizden geldiğince... Karşımızdaki dürüst olduktan sonra iş de buluyoruz aş da.

 

Sosyal sorumluluk projeleriniz de var mı?

Birkaç ay önce Atölyeterapi’nin kurucusu  sayın Arzu Danyer ile başlattığımız ‘OÇEM Anneleri’ projesiyle pek çok anneye moral oluyoruz. Bu bir terapi kursu. Özel çocukları eğitim alırken saatlerini OÇEM’de geçiren annelere nakış öğretiyoruz. Böylece hem vakitlerini dolu dolu geçiriyor hem de işleme yaparken sıkıntılarını unutuyorlar. Aslında şimdi anlattıkça daha bir sene olmadan ne kadar yol kat ettiğimizin resmi daha net belirdi gözümde... 45 pırıl pırıl anne tüm gücüyle çalışıyor, sayımız her geçen gün artıyor, bu kadar güzel gönüllü insanın aynı amaç için çalışması kesinlikle gelecek umutlarımı çok yukarılara taşıyor.

 

‘ANNE OTELİ’ PROJESİ

Son projeniz de çok ses getirdi… ‘Anne Oteli’nden de biraz bahsedelim mi?

Derince Araştırma Hastanesi Alikahya Kadın Çocuk Yerleşkesi’nde bir anne oteli yapacağız. Biliyorsunuz, hastanede doğum yaptıktan sonra anneler hemen taburcu edilebiliyor ama özel bakım gerektiren bebekler, kuvözde tutuluyor. Anneler çocuklarını bırakıp hastaneden ayrılmak istemiyor ama hastanede de kalamıyor. Yeni doğum yapmış olmanın yarattığı fiziksel ve ruhsal sıkıntının yanı sıra bir de bebeklerinden ayrı kalmak anneleri geriyor. Biz de yeni doğmuş ama kuvözde tutulması gereken bebeklerin annelerinin kalabileceği, uygun fiziki şartlara sahip bir alan yaratılması için kolları sıvadık. Aslında şu an hastanede mevcut bir alan var, ancak yetersiz. Bu alanı ve yatak sayısını 2 katına çıkarmayı hedefledik. 14 Mayıs’ta tüm geliri bu otele harcanmak üzere bir kahvaltı organize ettik ve basılan 300 bilet 2-3 gün gibi kısa bir sürede satıldı. Şu an ihtiyaç olan tüm para toplandı, iş sadece alanın tefriş edilmesine kaldı.

 

3 çocuk, ev, eş, dernek… Kendinize nasıl vakit ayırıyorsunuz?

Kendime bakmayı seviyorum, spor kesinlikle vazgeçilmezim. Sabahları 06.00-07.00 gibi kalkıp haftanın en az 3 günü 1,5 saat yürüyorum. Farklı spor dalları denedim… At bindim, kickbox yaptım, çok uzun yıllar lisanslı hentbol oynadım... Hafta sonları ve tüm boşluklarda çocuklarla kaliteli vakit geçirmeye, elimizden geldiği kadar evde veya doğada olmaya çalışıyoruz. Birlikte bahçe işleri yapmak, kek pişirmek, yürümek, bisiklete binmek hayatın o hızlı ritminden hem kendimizi hem çocuklarımızı uzak tutmamıza yardımcı oluyor. Yiğit, bir lego dahisi, bu konuda inanılmaz başarılı. Aynı zamanda bir kulüpte yüzüyor. Ilgın ve Sare, şu sıralar dansı tek geçiyorlar... Ama her kim ne yapıyorsa yapsın, birlikte yapılıyor ve herkes bundan mutluluk duyuyor. Herkes sorumluluklarını ve yapacağı işi biliyor. Hayatta en büyük şükür anım; herkes evde, sağlıklı bir şekilde uyuduğu an. Allah’ım ilk önce sağlık, sonra diğer şeyleri versin tek duam...

 

EŞİM, HEP YANIMDA

Günlük yaşamda eşinizden de destek alıyor musunuz?

Eşim, en büyük destekçim… Hep yanımda, arkamda. O olmasa, hiçbir şeyi yapmayı hayal edemezdim sanırım. O kadar iş yoğunluğu arasında ne zaman fikrine ihtiyacım olsa yardımcı olur, ne zaman ihtiyacım olsa koşar gelir.

 

Son olarak eklemek istediğiniz bir nokta olacak mı Hande Hanım?

Hayat bir nefes kadar kısa. Yaptığımız her şey iyi veya kötü yanımıza kalacak... O yüzden gücümüz, sağlığımız, enerjimiz yerindeyken ve hala bu nefesi alıp verebiliyorken başkalarına el uzatalım, onların sıcak gülüşüne sebep olalım.




ETİKET :   hande gürel kaya kocaeli anneleri derneği anne oteli

Tümü