kocaeli , 12-11-2019

Bir çift yaşlı göze vuruldum

12:19:39 | 2019-11-06

YAZAN: ŞEHBAL ÖZBEK

 

Ben hayvanları severim ama aşkların en güzeli gibi uzaktan severim... Kedi alerjisi olanlar beni çok iyi anlar; açık havada kahvaltı etmek, çay bahçesinde gönül rahatlığıyla oturmak, hele ki balıkçılara gitmek bizler için zulümdür.

Sevmediğimizden değil, gerek tenimizin gerekse zihnimizin izin vermeyişinden kaynaklıdır bu durum. Çevredeki tuhaf bakışlar, sandalyenin üzerine çıkarılmış ayaklar, bazen istemeyerek de olsa bir bardak su atılarak uzaklaştırılan kediler, çoğu zaman imtihandır bizlere.

Ve bu gidişat kızımın dünyaya gelmesiyle tamamen farklı bir hal aldı. Yine kedilere temas edemiyorum ama sırf o ürkmesin diye de eskisi gibi tepki vermiyorum çünkü o bütün hayvanları delicesine seviyor.

Kedi, köpek, at derken en son bir hayvanat bahçesinde aslan yavrusuyla sarmaş dolaş fotoğraf çektirince, ‘Sınırlarımız daha zorlanır mı?’ acaba diye düşünüyordum ki bir sonraki hafta bunu bir kaplan yavrusuyla yaşadık. ‘Aklımın sınırları git gide zorlanıyor’ derken, evimize dört pati ve bir çift mahzun gözle Leon dahil oldu... Zaten gelişi, doğduğu günden belliydi...

Özbek ailesinin yeni üyesi Leon.

 

★ ★ ★

Bundan iki ay önce babamızın bir yakınının köpeğinin yavruları için gün saydığını öğrendik. Sonrasında doğum gerçekleşmiş ve 7 minik yavruyla bahçeleri şenlenmişti. Hepsi birbirinden güzel bu yavrular, anneleri ve babalarıyla mutlu mesut yaşıyorlardı.

Naz’ı okuldan almaya gittiğimiz bir gün babası yavruları göstermek istedi, tabii ki kendisini kırmadık ve yol boyu seveceğimiz bu tatlı yavrulara isimler aradık. Böylece yol daha kısa geldi bize. Saydık; Cesur, Asil, Skye, Kripton derken minik yavruları karşımızda görünce, küçük hanım ‘Leon’ diye seslendi. O kadar içten, hesapsız ve doğaldı ki kimse bir şey demedi, diyemedi...

O günden sonra her sabah, her akşam sayıkladık... Gelirse neler olur, nasıl yemek yer, nerede uyur? Naz uyuyunca biz konuştuk. Bir çocuk, çalışan bir anne ve bir köpek nasıl olur?

Bir can, bir sorumluluk üstelik... O da anne kuzusu ama ne dediysek Naz’ı ikna edemedik. Yolda, parkta, başkasının yanında gördüğümüz her köpek için ‘Keşke Leon olsa’ cümlesi döküldü dilimizden. İş yoğunluğu, evin düzeni derken biz yine Leon’u görmek için düştük yollara. 50 günlük olmuştu, annesinden hiç ayrılmamış minik bir bebekti.

Sahibinin bahçesinden ayrılırken başımı çevirdim çünkü bir bebeği annesinden ayırıyormuş gibi hissettim. Sahibinin ‘O artık Naz’a emanet’ demesine rağmen bir canın sorumluluğunu almak çok zor geldi bana.

Evinden ayrıldı Leon ve kucağımda, minik bir sepet içinde, yeni evine gelene kadar geçen sürede, bir anne olarak ne kadar buruk, ne kadar savunmasız olduklarını düşündüm. Kendini ifade edemeyen bu canlının titremesiyle büyük bir zelzele oldu benim içimde. O an anladım, bir köpek almak aslında bir tutam hüzün ile bir tutam mutluluğun bir araya gelmesinden ibaretmiş.

 

Naz, çok sevdiği köpeği Leon ile.

 

Eve geldiğimizde ilk defa bir köpeğin gözünde yaş gördüm. O minik ama heybetli haliyle nasıl titrediğini, evinden uzak geçecek bu akşama aslında hiç hazır olmadığını, yemek yemediğini gördüm. Evet küçük misafir, yalan yok senin bu eve gelmene en çok ben karşıydım çünkü sana bakamamaktan korkuyordum...

Akşam oldu, gece oldu, herkes uykuya daldı. Ben, vicdanım ve Leon baş başa kaldık. Öncesi tiz bir sesle ‘Beni neden annemden kopardınız?’ derken, geceyi ağlama krizlerimiz böldü. Ağladık tüm gece. Tıpkı kızımın bebekliği gibi, tıpkı kalp kırıklığı gibi... Kucağıma bile almaya çekindiğim bu mahzun kral, gardı düşmüş bu minik boksör ağlıyordu koltuğun dibinde.

 

★ ★ ★

 

Önce bir cesaret başını sevmek istedim, kaçtı. Elimi uzattım koklaması için, yanaşmadı. Açıkçası ne yapacağımı bilemediğim için bir kenara oturup bekledim. Bir süre sonra kendiliğinden gelip ellerimi koklayan bu hüzünlü minik, ellerimin arasına kıvrılıp uyumaya çalıştı.

Sanırım o ilk temas, o ilk duygu bizi birbirimize bağladı. Gece boyu ağladıkça yanına giderek sevmeye çalıştım, o ürkek gözlerinde birini karşılıksız sevmenin nasıl da huzur verdiğini gördüm. Aslında kızımın bana vermiş olduğu bir hediyeydi bu. Başıma gelmese asla anlayamayacağım bir duygu. Evet kokulu, yaramaz ama paha biçilemez bir duygu.

Kızım ise o yıllardır bizimleymiş gibi, onu kalbinin taa içine sokacakmış gibi mutluydu. Ona bir misafir gibi evi gezdirirken en sevdiği oyuncağını da uzatıyordu. Onunla uyumak istiyor ve hatta çaktırmadan yemeğini onunla paylaşmaya çalışıyordu.

Belki ben de küçükken bu denli alıştırılmış olsaydım, belki bir hayvanı sevebilmeyi deneseydim, belki ‘dur, ısırır’, ‘bir taş at gitsin’ mantığıyla büyümeseydim, çok daha iyi olmaz mıydı?

Şimdi bakıyorum bu güzel hüzünlü gözlere, meftun olmamak mümkün mü?

‘Taçsız kral Pele’, ‘Arsız kral Leon’ sloganıyla başladığımız bu harika yolculukta, bana hayvan sevgisini öğreten canım kızım, çok teşekkür ederim.

Lütfen çocuklarınıza hayvanları sevmeyi öğretin. Bu karşılıksız sevgiyi tatmak her çocuğun hakkı. Tabi biz anne ve babaların da...




ETİKET :   şehbal özbek naz leon köşe yazarı köpek hayvan sevgisi kocaeli kocaeli life kasım

Tümü