Aslında sonunda ‘T’ yok…

PAYLAŞ

Kodlama, doğrulama, tüm yaşamsal faktörler bundan ibaret.

Bizim bozkırlarda adı, ‘ahir’…

Dostum, kardeşim, ağabeyim, ablam, komşum; sokakta karşılaştığım, tramvayda yan yana oturduğum, her gün saat 09.00’da iş başı yaptığımız milyonlarca kardeşim… Sizlere sesleniyorum. Hiç düşündünüz mü çalışırken neden para alıyoruz? İş dediğimiz şey aslında kötü bir şey olduğu için bizi maaş gibi hilelerle kandırıyor olabilir mi modern dünya zenginleri?

‘Title’ büyükse, maaş artar… Yani Türkçesi, büyük başın derdi de büyük olur zamazingoları.

Aslında demek istiyor ki şair, “Stresin bin bir türlüsü hak getire, kötülüklerle dans edeceksin, al sana çok para”.

Severiz, kazanırız, çalıştık, çalışırız da… Ama sonunda ‘T’ yok.

★ ★ ★

Aslında ilginç bir sorunsal daha var…

Saat neden 12 dilim de 24 dilim değil? neden ‘am’ ve ‘pm’ ile uğraşıyoruz? Neden dijital olarak 24 saat dilimini kullanan saatlere baktığımızda, saatin aslında öğleden sonra kaç olduğunu anlayabilmek için küçük de olsa matematik yapmak zorunda kalıyoruz?

Bazen diyorum ki; iyi ki güneş doğuyor batıyor, yoksa nasıl öğrenirdik ‘pm’ mi ‘am’ mı diye. Bazen de saatte 60 dakika olduğu ve 60 sayısı eşit olarak 24’e bölünemediği için; 24’lü tasarım hem okumayı hem de söylemeyi zorlaştıracak bir düzen olduğundan; 12’li tasarım kullanılmıştır herhalde.

Falan falan ben de teori çok. Matematiği, aritmetiği, mekaniği de dökerim şimdi ama bence bunda da zamanın hızlı tüketimini çok sorgulamamak için bir anahtar mevcut çünkü dünya tam da denildiği gibi başka gezegenlerin cehennemi olabilir.

Yandık, kül olmayı da biliriz, yanarız da… Ama sonunda ‘T’ yok.

★ ★ ★

Aslında bazen de fantastik bakıyorum tüm olgulara. Karşıma efsanem, Blade Runner 2049 çıkıyor bu sefer de.

Sonra gıcık oluyorum. Şimdiye kadar yazılıp çizilenlere bakarak, ot gelmiş, ot gidecek bir toplumun ferdi olduğumu kafama dan dun vuran film oluyor kendisi. Hayır seversin sevmezsin… Tam bu kısma kadar saygı gösterecek gibi oluyorum, sonra neden sevmediğini izah etmeye çalışan varlıkların sayıklamalarına bakıyorum, ‘gıcık’ oluyorum ne saygı kalıyor ne insanlık.

Hadi yıllardır ortalıklarda gezen kitabı okumadın… Bu pekala anlaşılır. Peki, filmin 35 sene sonra bir devam filmi olması da mı sana hiçbir şey uyandırmadı? Oturup neymiş bu 82 versiyonu da ikincisini çekmişler demiyorsun?

Sonra, vay efendim hiçbir şey anlamadım, çok sıkıcıydı; felsefik yaklaşımlar bilmem ne… Bilim kurgudan beklentin Transformers ve Pacific Rim tadında uçuyorsa, bu da bizim suçumuz kardeş.

İlk filme 35 sene sonra bu kadar temiz oturtulan, anlamsızca bırakılmayan bir devam daha da olamazdı amma velakin bu sefer de ortaya çıkan sonuç şu: Bu kadar iyi fantastikler bizi gelecek dünyaya mı hazırlıyor? Kaygı durum bozukluğunu minimuma indirmek için her gün daha iyisi daha yenisi mi geliyor? İzledik, bayılırız, izleriz de… Ama sonunda ‘T’ yok.

★ ★ ★

‘T’si olsun diye keyfimizin, bir maaşımızı devletimize de bağışlardık; aralıkları iki katına çıkarıp normal saatte 60 bölme varken, bunu 120’ye çıkartıp 24 saate kadar yerleştirirdik de; o fantastik filmlerdeyse, atmosfer daha kaotik ama cyberpunk havası varmış gibi de yapardık…

Sonunda ‘T’ olan neler?

Hissettiğin anda enerjini arttıran, yaşama daha pozitif bakmanı sağlayan kokular var mesela… Kızarmış ekmek, limon yaprağı, çok sevilmiş eski sevgili parfümü, bebek kokusu, anason kokusu, yan apartmandan gelen kızarmış biber kokusu, kitap kokusu.

Yani ana temada, yeni modern dünyada haya’T’ pek puslu, tat vermiyor.

Adına ahir desek de, bozkırlardaki gibi yine keyifli keyifli, hafiften de bilinci kapalı olsak, çakır keyifmişiz gibi baksak hayata… Yapmıyoruz, çünkü adı eski.

Aslında sadece sonunda ‘T’ yok…

PAYLAŞ
Önceki makaleAlkışı hak ettiler!
Sonraki makaleMutfak aşkı

Bir Cevap Yazın