kocaeli , 15-08-2020

Aslanlı Yol’da sihirli yolculuk

Saygı, sevgi, hürmet, hasret ve gurur... Hepsini ellerinizin arasına aldığınız, bir de hüznü başınızın üzerinde taşıyıp, her basamağına şükran bıraktığınız yoldur Aslanlı Yol...

11:45:25 | 2019-12-11

YAZAN: ŞEHBAL ÖZBEK

 

Ve yürürken iliklerinize kadar hissedersiniz; Bir Türk’ün başı onurla sadece bu yolda eğilir...

Kızımla çıktığım ilk mini seyahat değildi ama hayatımızda gözyaşı ve gururun bir araya geleceği ilk yolculuk olacağı belliydi. Kaybettiklerimizin nerede olduğunu henüz bilmeyen küçük bir çocuğa, çok sevdiği büyük askerin nerede uyuduğunu anlatmak hiç de kolay olmayacaktı.

 

 

Günler öncesinden planlanan bu yolculukta bizlere Körfez Rotary Kulübü dönem başkanımız, Alya’nın sevgili Onur amcası, Begüm ablası, Deniz teyzesi, bir de sessizliği en büyük melodi olarak benimsemiş Karamürsel Gazanfer Bilge İşitme Engelliler Okulu’nun sihirli öğrencileri eşlik edecekti.

Gece uykuya dalmadan önce masalımız başladı; tabii Alya’nın derdi sabah çıkılacak bu değişik yolculuk hakkında bilgi almaktı. Mesela; o asker abilerin hepsi orada olacak mıydı, yol uzun muydu, diğer çocuklarla oyun oynayabilecek miydi, otobüs kaç saatte o yolu bitirecekti... Hepsi bir yana tam uyku mahmuru gelen soru bizi hem büyük bir hüzne hem de neşeye boğdu.

-Atatürk orada mı uyuyor?

-Evet.

-Peki biz gidince uyanacak mı?

-Hayır? O, derin bir uykuda.

-Ama biz kalabalık gidiyoruz, sesimize uyanmaz mı?

-O, savaşlardan çok yoruldu, o yüzden uyuyor.

-Onu çok seven çocuklar geliyor, bence uyanır!

Sabah 05.00’te yola çıktık, ‘yol boyu uyur’ dediğimiz çocuklar etrafı seyretmekten, şarkı söylemekten uyumadılar, tabii biz de mecbur, uyumadık. Bu şaşırtıcı yolculuk onlar için çoktan bir oyuna dönüşmüştü.

Anıtkabir resepsiyonu saat 15.30 olarak ayarlanmıştı ve törene kadar harika bir meclis turu, Medeniyetler Müzesi ve Ankara Kalesi bizi bekliyordu.

İlk meclisi gezmenin verdiği huzur, o ahşap kokusu, mavi gözlerine meftun olduğumuzun eşyaları derken zamanın nasıl geçtiğini anlamadık.

Tavandan sarkan avizelerdeki asalet; gizli tarihi saklamış gibi sımsıkı kapalı kalan perdeler, bu güzel kalabalığı ağırlamaktan memnun, yorgun merdivenleriyle insanın kendisini bambaşka hissettiği bu mecliste zamanın tozlarını içimize çektik...

Etrafta o kadar çok çocuk vardı ki... Bir dakikalığına bile olsa bu odalara girip, bu dokuyu hissetmek için yüzlerinde oluşan sabırsızlığı görmek, öylesine gurur vericiydi ki anlatamam. Ellerindeki bayrağın ilk halini görmek için tıpkı birer asker gibi uzun uzun sırada beklediler.

Yanımızda bulunan bu harika çocuklara öğretmenlerinin işaret diliyle meclisi anlatması, dokunarak, birbirleriyle göz göze gelerek hislerini anlatmaya çalışmaları, insanın içini cız ettirmiyor değil. Her duyguyu sanırım en yüksek dozda yaşayacağımız günlerden biriydi bu.

Meclis gezimizin sonunda toplu bir fotoğraf çektirip, ‘bu anı da burada dursun’ diyerek otobüsümüze bindik. Hedefimiz Ankara Kalesi idi ve otobüsle yapılan bu keyifli yolculuk tüm hızıyla devam ediyordu.

 

 

Ankara Kalesi’ne geldiğimizde Sevgili Aysun Hocamızın rehberliğinde güzel bir konakta yemek yedik, işaret diliyle teşekkür etmeyi öğrendik. Çok sesli bu sessiz yemeğin keyfi de başkaydı çünkü bu kadar çocuk bir tek amaçla çorbalarını kaşıklıyordu; hedef Anıtkabir’di.

Yemeğimiz ve kale gezimiz bitip, bizlere kırk yıl hatır sürdürecek kahvemizi içtikten sonra Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ni gezdik. Müze, görülmeye değer ve insana keyif veren harika eserlerle doluydu. Animasyon sanırım en çok kızımın dikkatini çekti, tabii onun kahkahaları da etrafın ve meraklı turistlerin ilgisini...

Müzenin çıkış kapısına yaklaştığımızda içeride müzik ekibinin olduğunu gördük. Turistlerin şaşkın şaşkın dinlediği Türk ezgilerine; hiç duymadıkları halde tempo tutup eşlik etmeye çalışan sevgili öğrencilerimiz, hayatın seslerini, renklerini duymasak da aslında benliğimizde nasıl da hissettiğimizi bize gösterdi. Düşünsenize, bir kez olsun kuş sesi dahi duymayan bu çocuklar, şimdi şarkılara eşlik etmeye çalışıyordu. Bu bir engel değil, bir sihirdi. Onlara hayat bunu bahşetmişti ve o çocuklar bu anı ölümsüz kılmak için ritim tutuyordu.

Şimdi yolumuz tam karşıda gökyüzünü deler gibi duran, yeryüzüne mıh gibi saplanan ve kalplere taş gibi bir yük bindiren Anıtkabir’di.

 

Körfez Rotary Kulübü Başkanımız Onur Özbek büyük bir gurura nail olacak, deftere yazı yazacak ve mozoleye çelenk koyacaktı. Üstelik bunu gururumuz, askerlerimizin eşliğinde yapacak kadar da şanslıydı.

Hazırlıklar için bizlere eşlik eden Anıtkabir görevlimizi beklerken, nöbetçi askerlerin kımıldamadan durmaları, kızımın onları heykel sanması, fotoğraf çekilirken korkması, bizleri kahkahalara boğdu. Nihayet görevlimiz geldi ve Aslanlı Yol’da hayatımızın en duygusal yolculuğu başladı...

 

 

Aslanlı Yol’daki 22 aslanın Türk beylerini temsil ettiğini, aslanların pençelerinin Türk ulusunun yenilmez ve her daim topraklarını korumaya hazır halde beklediğini, etrafındaki kırmızı-beyaz çiçeklerin bayrağımızı anlattığını, yol kenarındaki ağaçların hiç solmayıp 4 mevsim yemyeşil kaldığını, hepsinden önemlisi yer taşlarının hepsinin birbirinden farklı olduğunu öğrendik. Sebebi de başın öne eğilerek dikkat ve saygıyla yürümeyi gerektirdiği içinmiş.

Omuzlarınızda zaten bu alanın yarattığı gururdan yeleği taşırken, bir Türk’ün onurla başını eğdiği tek yerin Anıtkabir olduğu gerçeğini bir kez daha iliklerimize kadar hissettik. Yüzümüze vuran sert rüzgar; ‘bir zamanlar senin bu günlere gelebilmeni sağlayanlar, şimdi rüzgarı, toprağı, karı, soğuğu ardına almış sana yol gösteriyor’ der gibiydi.

Ve anma töreni başladı. Askerlerimizin ardında, dosta düşmana ‘biz buradayız’ dedirten, yeri göğü titreten o postal sesleri eşliğinde Anıtkabir’in basamaklarını tek tek çıkmak...

Sanırım kızımla birlikte yaşadığımız en gurur dolu anlardan biriydi. Kızım, babasıyla yürürken kedince asker abi yürümesi yapıyordu, küçücük ayakları merdivenlerde sanki titriyordu ve sanırım tek titreyen de o değildi. İçinizde hapsolmuş bir kuş kanat çırpar da ‘hadi çık’ dersiniz ya işte bu basamakların sonu buydu.

 

Mozoleye doğru ilerlerken, Sevgili Onur ve Deniz kadar bizler de heyecanlı ve mutluyduk. Bir su seli gibi insanların arasından geçerken, Atamızın huzurunda olmanın verdiği o müthiş his... Adına her ne derseniz deyin; korku, heyecan, gurur, sevgi, hepsi bir aradaydı.

İnsanın gözyaşlarına hakim olması, o sessizliğin içinde boğulmamak çok zordu. Sonrasında deftere yazı yazmak için adım adım ilerlerken, herkesin yüzünde aynı an sabitlenmiş kalmıştı; Evet buradasın, burası Anıtkabir.

 

Tek tek her fotoğrafa bakıp, Çanakkale Zaferi’nin canlandırıldığı anlarda o tozu toprağı hissetmek kadar, ‘Ah o anneler ve Mehmetleri, yattığı yerler nur olsun’ demekten başka elden bir şey gelmemesi... İnsanın kalbine kilit vurması da buydu sanırım.

Tekrar bir araya gelip, dönüş yolculuğu için otobüse doğru ilerlerken herkesin tekrar tekrar arkasına dönüp baktığını gördük. Hafızamızdan çıkmayacak bu yolculuk bizlere gururun yanı sıra çocukların dünyaya verdikleri o güzel melodiyi; içinizde mırıldandığınız notaları gözlerine bakarak söylediğinizde hepsinin duyabildiğini; aynı bayrak altında damarlarımızdan akan asil kanın nasıl tek vücut olup toplandığını bir kez daha anlattı.

Şimdi biliyorduk, biz bu günü onur ve minnetle anarken, bu sihirli çocuklar ise içlerinden söyledikleri notaları birleştirerek bir gün bizlere mırıldanacaklardı.

 




ETİKET :   Atatürk Saygı sevgi hürmet hasret aslanlı yol anıtkabir gurur millet ziyaret anma şehba özbek

Tümü