Aşk dediğin…

16:10:30 | 2017-08-09
Eylem Selvi Arı
Eylem Selvi Arı      eylemselvi@kocaelilife.com

Bir röportajda okumuştum, ünlü bir oyuncu ‘Aşk bu çağın duygusu değil’ demişti.

O röportajda beni en çok bu cümle etkilemişti.

 

Aşk bu çağın duygusu değil!

Ne doğru bir tespit…

Esasında eskiler aşkın güzelliğini, nasıl yaşandığını, bugün aşk diye tanımlanan şeyin ‘gerçek aşk’ ile yakından uzaktan alakasının olmadığını çok kere anlatmıştır.

Onlar söyleyince çok da önemsemeyiz ama aşkı ünlü biri anlatınca sanki bilirkişiymiş de duygularımıza tercüman olmuşçasına önem veririz.

Benimkisi de biraz öyle oldu.

Peki, aşk neden bu çağın duygusu değil?

Biraz kafa yoralım; bir kere insanın doğasında tarumar edip, arkasına bile bakmadan gitmek var.

Zaman ilerledikçe bu duygumuz daha da hırçın bir hal aldı.

Doğayı da tahrip edip sonra olay yerini terk etmiyor muyuz?

Yaşamak için keşfettik, keşfederken yok etmeyi öğrendik.

Baktık ki yok edip, dağıtıyoruz ama bize ‘görünürde’ bir şey olmuyor devam ettik…

Bir şeylerin hakkından gelince yaşayacak daha doğrusu tarumar edecek yeni bir yer bulup, tüm enerjimizi oraya harcıyoruz.

Hep aynı döngü…
Arkamızda bir kaos bırakıp, sanki hiç suçumuz yokmuş gibi hayatımıza devam ediyoruz.

İnsan hoyrattır.

Elindekinin kıymetini bilmez.

Kaybedince değerini anlar ve bu değişmez bir gerçektir.

Şu yaşıma kadar kaybedince değeri anlaşılmayan bir şey görmedim.

Ve insan en çok da duygusal ilişkilerde hoyrattır, yok etmeye yönelik programlarımız en çok bu noktada çalışır.

İnsanoğlu vahşiydi; şekli şemali değişti, yaşayışı, yaşadığı yer değişti ama duygusal vahşilik ebedi kaldı.

İnsan gelişti, modernleşti lakin onunla birlikte egosu, kibri de büyüdü.

Kibir aşkın zehridir…

Çevrenizdeki duygusal ilişkilere bir göz atın.

Hep bir üstünlük çabası var. Biri kendini adar, diğeri bunun tadını çıkarır.

Sonra buna aşk derler.

Değil efendim, bu aşk değil sadece ‘ilişki’.

Aşk adanmışlık ister, iki taraftan da…

İlişki dediğin yaşanır ve biter.

Aşk ebedidir.

Yaşamasını ve kıymetini bilene…

Aşk; tüm ruhuyla, kalbiyle, bedeniyle fedakarlık yapmayı gerektirir.

Cesaret isteyen çılgın bir duygudur.

Eğer gerçekten aşık olmuşsanız, hayatınızda hiçbir şey eskisi gibi olmaz, olamaz. ‘Ben’den ‘bize’ dönüşebilmişseniz ‘aşk’ olmuştur.

Herkes tadamaz bu duyguyu, tattığını sanır!

Tatma fırsatı bulanlar şanslıdır…

Lakin dedik ya herkes tadamaz.

Zamane insanı aşk denen bu muhteşem duyguyu yatakta geçen birkaç saat olarak düşünüyor.

Ya da sadece keyifle vakit geçirilebilecek bir duygu olarak görüyor.

İşte bu nedenle aşk bu çağın duygusu değil.

Mesela; Leyla ile Mecnun’a bakın, Aslı ile Kerem ya da Mem ve Zin…

Değil mi ki yüz yıllardır insanoğlu bu isimlerin aşkını konuşur durur.

Çünkü gerçek aşk onların aşkıdır.

Onlar kadar yürekten sevenler ‘aşkı yaşadım’ diyebilir.

Onlar ki pek çok zorluğa, ayrılığa, kedere rağmen birbirlerine olan sevgilerini hiç yitirmemiş…

Şimdi nasıl olur da aşkın ömrü 3 ay diyebiliriz?

Bunu söylemeyi ya da böyle düşünmeyi gerçek aşkı yaşayanlara hakaret sayarım.

Aşkın süresi yoktur.

Başlar ve insan ne zamanki bu duygunun yükü altında ezilir, kısacası yüreği bu duyguyu taşımaya müsait değildir o zaman aşk o insanı bırakır.

Ömer Hayyam’ın gerçek aşka, sevgiye dair çok güzel bir sözü var;  “Sevgiyle yoğrulmuşsa yüreğin, tekkede manastırda eremezsin. Bir kez gerçekten sevdin mi dünyada cennetin de cehenneminde üstündesin…”

Bence bu söz sevda için söylenmiş en güzel sözlerden biridir.

Siz de bir düşünün aşk, sevgi size göre nedir?




ETİKET :  

Tümü